kitabın başından beri bahsettiğim güvensizliklerimiz, öğrenilmiş çaresizliklerimiz ve deli dolu bahanelerimiz var.
Çünkü kafamızda şekillendirilmiş asılsız başarı tanımları, sorumluluklar ve kendimize çizdiğimiz sonu belirsiz sınırlarımız var.
Çünkü başkalarının bizden daha akıllı, becerikli, şanslı olduğuna dair saçma sapan inançlarımız var. Kimse senden daha "bir şey" değil, sadece güçlü olduğu yönlerini kullanıyor ve oyunu nasıl oynayacağını biliyor.
Çünkü kendimizle aramızı düzeltmeyi, bazen oluruna bırakmayı, kendimizi motive etmeyi bilemiyoruz.
Bir başkasının bizi motive etmesini,
Bir başkasının bizi değerli hissettirmesini,
Bir başkasının takdir etmesini,
Bir başkasının hak ettiğimiz yaşamı bize hediye etmesini bekliyoruz.
Ve yaşam o denli cömert değil,
Ve yaşam bizi beklemiyor, biz hareket etmedikçe, o kendince bir yol bulup sessizce kaçıyor,
Ve yaşam bize sunduklarının iliklerimize kadar içimize sinmesini umursamıyor.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
"Keşke kendime daha mutlu olmak için fırsat tanısaydım." Ware kitabında, çoğu insanın mutluluğun aslında bir seçim olduğunu ölüm anı gelene dek fark etmediğini vurguluyor.
Çoğumuz zamanı nasıl da umursamadan anlamsız şeylere harcıyoruz değil mi? Üstelik de bile bile!
Mutlu ve tatminkâr bir hayat yerine, rahat yaşayacağımıza inandığımız hayatı seçiyor, orada sıkı sıkıya bağlandığımız alışkanlıklar ve konfor alanları geliştiriyor, sonra da değişimden ölesiye korktuğumuz için bireysel hapishanelerimizde geleceğe dair umutlarımızı kendi kendimize yok ediyoruz.
En zehirli davranışlarımızdan biri, herkes gibi olmaya çalışmamız. Herkes gibi olmaya çalıştıkça, ne kadar muhteşem şeyler yapabileceğimize dair hiçbir fikrimiz olmuyor.
Kendimize söylediğimiz her sözcüğün yıkıcı ya da yapıcı etkisi olduğunu biliyoruz.
Vazgeçmek sözcüğü de bunlardan biri.
Ağır geliyor bize, sanki başaramamışız gibi hissediyoruz.
Oysa bazen bırakıp, odağı başka yere çevirmek gerekir. Belki o an yanlış yerdeyiz? Yanlış şeylerin peşinden koşuyoruz?
Bu Kadar Emek Boşa mı Gitsin?
Nasıl da inatlaşıyoruz bazen olup bitenle. Kontrolümüzde olmayan şeyleri var gücümüzle değiştirmeye çalışıyoruz.
Düşündüklerimizi illa karşımızdaki de aynı şekilde anlasın istiyoruz mesela ya da beklediğimiz terfiyi bir başkası aldığında bunun bir haksızlık olduğunu ispat etmeye çalışıyoruz. Değiştirilmesi kendi elimizde olmayan şeyler için ısrarla yorulmaya ve eksilmeye devam ediyoruz.
Çok sevdiğim bir dua var, eminim biliyorsun, tam da şimdi aklıma geldi:
Allahım bana değiştirebileceğim şeyleri değiştirebilmek için güç, değiştiremediklerimi kabullenmek için sabır ve bu ikisinin arasındaki farkı anlayabilmem için akıl ver...