İnsan şehirde kalabalık içinde yalnız olabilirdi ve şehri şehir yapan şey de zaten kalabalık içinde insanın kafasındaki tuhaflığı saklayabilme imkânıydı.
Bir akşam Yani'nin yeri'nde Füsun'un karşısında oturmanın verdiği huzur içimdeki aşk cinlerini yatıştırınca mutluluğun çok basit ve herkesin bilmesi gereken reçetesini keşfedip kendi kendime mırıldandığımı da hatırlıyorum:
Mutluluk, insanın sevdiği kişiye yakın olmasıdır yalnızca. (Ona hemen sahip olmamız gerekmez.)
Annem, ekim ayında yazdığı bir mektubunda, onu son bir hayır duayla anıyordu: "Dürüst, iyi kalpli biri olduğu için herkes onu çok seviyor," diyordu, "geçen pazar Kudas Ayini'nde diz çöküp rahibin elinden şaraplı ekmeği yedi, ayine de Latince duayla katıldı." O zamanlar şaraplı ekmeği ayakta almak zaten yasaktı, ayinler de yalnızca Latince olarak yönetilirdi, ama annem konunun ruhuna inmek istediğinde hep bu tür gereksiz ayrıntılara girer.