Bir de şunu hatırlıyorum: Bana heyecanlı heyecanlı bir şey anlatırken uzanıp onu öptüğümü. Kalbimin bu temasla bir anlığına ışıldadığını. Pelür kâğıda sarılı narin bir eşyayı uzatır gibi bir öpüştü bu. Karşılık beklemeyen, ne önü ne arkası, ne berisi ne gerisi var, uzay boşluğunda, hiçbir düşünceye, isteğe, arzuya, dünyevi plana iliştirilmemiş, kendi halinde, akılsız fikirsiz, küçük bir buse. Bir kitabın arasında kurutulmuş bir süsen yaprağı. Gelip uzun bir cümlenin sonuna kon-muş ufarak, mavi bir sinek kuşu. Bu hamlenin onu da, beni de ne kadar şaşırttığını da hatırlıyorum. Çünkü bir şeyin kaçınılmaz olması onu daha az şaşırtıcı yapmıyor.