Sevgilim ben simdi büyük bir kentte seni düşünmekteyim.
Elimde uçuk mavi bir kalem , cebimde iki paket cıgara.
Hayatımız geçiyor gözlerimin önünden
Çıkıp gitmelerimiz, su içmelerimiz...
Ağlarım aklıma geldikçe gülüştüklerimiz.
Çiçekler , çiçekler , su verdim bu sabah çiçeklere, o gülün yüzü gülmüyor sensiz.
O köklensin diye pencerede suya koyduğun devetabani hepten hüzünlü bugünler de.
Gür ve coşkun bir günışığı dadanmış pencereye
Masa da tabaklar neşesiz , koridor ıssız
Banyo da havlular yalnız , mutfak dersen derbeder ve pis...
Halılar tozlu , giysilerim gardropda ve şurda burda
Memo' nun oyuncak sepeti uykularda, mavi gece lambası hevessiz.
Kapı diyor ki açın beni kapayın beni,
Perdeler gömlek değiştiren yılanlar gibi.
Radyo desen sessiz, tabure sandalyelerden çekiniyor.
Küçük oda karanlık ve ıssız
Herşey seni bekliyor herşey gelmeni, içeri girmeni.
Senin elinin degmesini, gözünün dokunmasını ,
Ve herşey tekrarlıyor
Seni nice sevdiğimi..
Aşk denen şey bazen yürür, bazen uçar bazen koşar biriyle birlikte; bir başkasıyla ölümcül yürüyüşe çıkar; üçüncüyü buzdan heykele çevirir, dördüncüyü atar alevlerin içine. Birini yaralar,öldürür ötekini. Aynı anda çıkıp sönen bir şimşeğe benzer. Geceleyin saklar safakta zapt edilecek kaleyi, çünkü; dayanacak güç yoktur karşısında”
İnsanların kalbinde insancıl duyguların neden böyle az olduğunu, iyi eğitim almış ve her yerde iyi ve saygın görülen adamlarda bile nasıl terbiyesizlik ve zalimlik bulunabildiğini düşünürdü.
"Aramızdaki temel fark ne biliyor musun? Sen insanlara baktığın zaman üniformalar, bayraklar ve din görüyorsun!"
"Peki, sen ne görüyorsun bakalım?"
"İnsan,sadece insan. Seven, acı çeken, acıkan, üşüyen, korkan bir insan."