Hemen önümüzde, aşılması imkânsız çitlerin arkasında tuhaf, cezbedici bir ışıltıyla parlamaktadır arzu nesnesi. Oysa yüksek çitlerin ardına geçildiğinde, hemen her zaman yıkık dökük bahçelerle karşılaşılır.
Hepimiz, belirsizce belirlenmiş bir sürecin parçasıyız. Sürer gideriz. Kimi zaman akıntıyla birlikte, kimi zaman akıntıya kürek çekerek. Kimi zaman direnir, boğuluruz. Kimi zaman yorgun düşeriz, çıkarız sudan. Boğulsak da, suyun üstünde de kalsak, önemi yok. Hepsi yaşam çünkü.
Sudan çıkmak dışında.
Ama sudan hiç çıkılmaz. Kıyı diye bir şey yoktur.
Tek kıyı, intihar.
O da yaşamın bir parçası mı?