Bu eserle oldu yazarla tanışmamız. Bir yılı aşkın süredir kitaplığımda okunmayı bekliyordu ve nihayet bu bekleyiş bitti.
Issız Diyar’ da başladı eser gerilim ile sabırla sürükledi arkasından ilerleyen sayfalarda eşsiz bir belgesele dönüştü; yaşam, doğa, insana dair çarpıcı bir anlatım ile içerisine aldı tüm benliğimi.
Eser evre evre anlatılmış olması ve hikaye akışının sağlamlığı dikkatimi çekti. Hayata yeni başlayan ve bilinmeyene karşı korku hissiyle öğrenmeye, alışmaya ve yaşamaya tutunan Beyaz Diş üzerinden devam etti.
Kurt- Köpek melez türü olan Beyaz Diş çevresinin ve kalıtımsal özelliklerinin etkisiyle gelişmeye ve öğrenmeye başladı. Daha ilk zamanlarında insan-hayvanlarla tanışması ilerleyen yaşamına çok farklı etkileri oldu. Yaptıklarını görünce hem korktu hem öğrendi hem de onları tanrı yerine koydu.Daha sonra ki evrelerde doğasının gereği ve içinde bulunduğu şartların etkisinde kalarak çok farklı şekilde evrilmeler yaşadı. Bu değişim bana bu sözü hatırlattı “ Hepimizin içinde hem kötülük hem iyilik vardır. İçimizdeki iyi ve kötü birbiriyle çatışır ve biz bu çatışmada hangisini seçersek onu yaşarız.” Beyaz Diş’in içinde bulunduğu zorluklardan ötürü seçme şansı yoktu. O vahşi doğanın zorluklarıyla baş etmenin yanı sıra İnsan tanrılarının davranış ve yasalarıyla da bir etkileşim içindeydi.
Tüm canlılar içinde bulunduğu ortam, maruz kaldığı durum ve davranışlar gereği gelişim sürecinde doğasının derinliklerindeki çeşitli iyi ve hoş özellikleri ortaya çıkarabilir. Beyaz Diş’,n bu evresi “Sevginin iyileştirici bir güce sahiptir.” Sözüne ek olarak Weedon Scott’ a denk gelmesiyle başlar.
Ve eser acaba nasıl son bulacak derken Jack London bambaşka bir konu ile damgasını vurur. İyi okumalar...