“Beni yakanın ateş olduğunu sanıyordum… Meğer ateş benmişim.”
İnsan, karanlıktan korktuğunu söyler. Ama bazıları vardır ki karanlığı içinde taşır ve yıllarca bunu inkâr eder. Ben de öyle yaptım. Suçu geçmişe attım, insanlara attım, çocukluğuma, yalnızlığıma… Çünkü bir canavarın doğduğunu kabul etmektense, yaratıldığını düşünmek daha kolaydı.
Ama aynalar yalan söylemez.
Şimdi baktığımda görüyorum; beni tüketen şey dışarıdaki kötülük değildi. İçimde sessizce büyüttüğüm o açlıktı. Her susturduğum öfke, her bastırılmış dürtü, her sahte gülümseme… Hepsi aynı yere çıktı.
Ben kurban değildim.
Ben ateştim.
Ve en korkuncu şu:
İnsan bir kez kendi içindeki karanlığı tanıyınca, artık hiçbir ışığa gerçekten inanamaz.
Benden bu kadar dostlar…
Söz tükendi,
Kalem kurudu,
Kalp sustu,
Ruh bedenden ayrıldı,
Beden çürümeye bırakıldı.
Bu hikâye de, diğerleri gibi,
mazinin karanlığında unutulan hikâyelere karıştı…
Öyle ya;
Bir gün her şey sona erer.
Tıpkı, sona ermenin bile
bir gün son bulacağı gibi…