Halkla diyalog, her gerçek devrimin radikal gerekliliğidir. Bu, bir devrimi devrim kılan, onu askerî darbeden ayırt eden özelliktir. Kimse bir darbeden diyalog beklemez; darbeden sadece kandırma ("meşruluk" sağlamak için) veya iktidar (ezmek için) beklenir. Gerçek bir devrim halkla cesur bir diyaloğu, er ya da geç başlatmak zorundadır. Devrimin gerçek meşruluğu bu diyaloğa dayanır. Bir devrim, halktan, halkın kendini ifadesinden, iktidara etkin katılmasından korkamaz; halka hesap vermek, başarılarını, hatalarını, yanlış hesaplarını ve zorluklarını açıksözlülükle bildirmek zorundadır.
Diyalog ne kadar erken başlarsa, hareket de o kadar gerçek anlamda devrimci olacaktır. Devrimin radikal gerekliliği olan bu diyalog bir başka radikal ihtiyaca karşılık düşer: Doğası gereği iletişimsel bir yaratık olduğu için, iletişimsiz gerçekten insani olamayan bir varlık olarak insanın ihtiyacıdır bu. İletişime engel olmak, insanı "şey" durumuna indirgemektir ve bu devrimcilere değil, ezenlere düşen bir iştir.
Manipülasyon, sloganlaştırma, yatırım yapma, emir-komuta ve Kural belirleme devrimci praksisin bileşenleri olamazlar çünkü onlar tahakküm praksisinin bileşenleridir. Hükmedenin tahakkümünü sürdürebilmek için halkın praksisini yadsımaktan, halkın kendi sözünü söyleme ve kendi düşüncelerini düşünme haklarını yadsımaktan başka seçeneği yoktur. Hükmeden diyalogcu bir şekilde davranamaz, diyalogcu davranması; ya hakimiyet erkini bırakması ve ezilenlerin safına katılması ya da yanlış hesap sonucu iktidarını kaybetmesi demek olurdu.
Önderler, ezilenlere sözümona düşünemeyen ve sadece eylem yanılsamasına yetenekli salt aktivistler muamelesi yapamaz; o zaman ezilenler gerçekten manipüle edilmeye devam edeceklerdir ve bu sefer manipüle edenler manipülasyonun sözde düşmanları olacaktır.
Bizim (eğitimciler) görevimiz, dünyaya kendi bakışımızı halka anlatmak değildir. Hele bu bakışı onlara dayatmaya çalışmak hiç değildir. Bizim görevimiz halkla, onun ve bizim görüşlerimiz hakkında, diyalog kurmaktır.