Emir Ruşen

Emir Ruşen
@EmirRusen
Üsküdar, İstanbul
4 Kasım 1999
73 okur puanı
Eylül 2020 tarihinde katıldı
Öğretmen, gerçeklikten sanki kıpırtısız, durağan, ayrı bölümlerden oluşan ve öngörülebilir bir şey gibi söz eder. Ya da öğrencilerin varoluşsal deneyimine tamamen yabancı bir konuda uzun uzadıya açıklamalar yapar. Görevi, öğrencileri anlatısının içindekilerle gerçeklikten koparılmış, onları ortaya çıkarmış olan ve anlam kazandırabilecek bütünlükle bağlantısı koparıl mış içeriklerle "doldurmak"tır. Kelimeler somutluklarından boşaltılır ve içi boş, yabancılaşmış ve yabancılaştırıcı bir laf kalabalığı haline gelir. O halde bu anlatıcı eğitimin başlıca özelliği, kelimelerin tınısıdır, dönüştürücü gücü değil. "Dört kere dört, on altı eder; Pará eyaletinin başkenti Belém'dir." Öğrenci dört kere dördün gerçeklikte ne olduğunu algılamadan veya "Para'nın başkenti Belémdir" önermesindeki "başkent"in gerçek anlamını, yani Belém'in Pará için ve Para'nın Brezilya için anlamını kavramaksızın bu ibareleri ezberler ve tekrarlar. Anlatı (öğretmenin anlatıcı oluşuyla) öğrencilerin, anlatılan şeyi mekanik olarak ezberlemelerine yol açar. Daha beteri, onları, öğretmen tarafından doldurulması gereken "bidonlar"a, "kaplar"a dönüştürmesidir. Öğretmen kapları ne kadar çok doldurursa, o kadar iyi bir öğretmendir. Kaplar ne kadar pısırıksa, doldurulmalarına izin veriyorsa, o kadar iyi öğrencidir. Böylelikle eğitim bir "tasarruf yatırımı" edimi haline gelir. Öğrenciler "yatırım nesneleri", öğretmen ise "yatırımcı'dır. Öğretmen iletişim kurmak yerine tahviller çıkarır ve öğrencilerin sabırla aldığı, ezberlediği ve tekrarladığı yatırımlar yapar. Gerçi öğrenciler, bilgilerin koleksiyoncusu veya arşivleri haline gelme, onları raflara dizme fırsatına sahiptirler. Fakat son tahlilde bu yanlış yoldaki sistemde, yaratıcılık, dönüşüm ve bilgi yoksunluğu yüzünden "rafa kaldırılan" bizzat insanlardır.
Ayrıntı Yayınları·Kitabı okudu
İnsan ve Toplum
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Baskının/ezmenin, ölümü yücelten ikliminde biçimlenmiş olan ezilenler, mücadeleleri aracılığıyla, hayatı vurgulayan bir insanlaşma yolunu bulmak zorundadırlar. Bu da sırf daha fazla yanı yiyeceği olmaktan ibaret değildir. Ezilenleri mahvetmiş olan şey zaten, durumlarının onları nesnelere indirgemiş olmasıdır. İnsanlıklarını yeniden kazanmak için, nesne olmaktan çıkıp insan olarak dövüşmelidirler. Bu radikal bir görevdir. Mücadeleye nesne olarak girip de sonradan insan haline gelemezler.
Ayrıntı Yayınları·Kitabı okudu
İnsan ve Toplum
Ezilenlerin, içinde bulundukları somut durum hakkında düşünmeleri gereğinde ısrar etmek, masa başı devrimciliğine davetiye çıkarmak demek değildir. Tersine düşünme -gerçek düşünme- eyleme yöneltir. Öte yandan, durum eylem gerektirdiği zaman bu eylem sadece, sonuçları eleştirel bir düşünmenin nesnesi haline gelirse gerçek bir praksis olacaktır. Bu bakımdan praksis, ezilenlerin yeni varoluş nedenidir [raison d'être]. Bu tarihsel varoluş nedeni ânını başlatan devrim, aynı zamanda ezilenlerin adanmış bilinçlerinin katılımı olmadan işlerlik kazanamaz. Onsuz, bu eylem salt aktivizm olarak kalır.
Ayrıntı Yayınları·Kitabı okudu
İnsan ve Toplum
Ezilenler ancak ezenleri keşfettikleri ve özgürleşme için örgütlü mücadeleye girdikleri zaman kendilerine inanmaya başlarlar. Bu keşif sadece düşünce düzeyinde olamaz, eylemi içermelidir. Öte yandan da salt eylemcilikle sınırlı kalamaz, ciddi şekilde düşünme etkinliğini gerektirir. Ancak bu koşullar yerine geldiğinde buna praksis denebilir. Önkoşulu eylem olan, ezilenlerle eleştirel ve özgürleştirici diyalog, özgürleşme mücadelesinin her aşamasında sürdürülmelidir. Bu diyaloğun içeriği tarihsel koşullara ve ezilenlerin gerçekliği hangi ölçüde algıladıklarına bağlı olarak değişebilir ve değişmelidir. Fakat diyalog yerine monoloğu, sloganları ve bildirileri geçirmek, ezilenleri evcilleştirme araçlarıyla özgürleştirmeye kalkışmak demektir. Ezilenleri, özgürleşme edimine kendi düşünsel katılımları olmaksızın özgürleştirmeye kalkışanlar, onlara bir yanan binadan kurtarılması gereken nesneler muamelesi yapmış olur. Bu da onları popülizmin tuzağına düşürmek ve onları manipüle edilebilen kitlelere dönüştürmektir.
Ayrıntı Yayınları·Kitabı okudu
İnsan ve Toplum
Ezilenler, ezenlerinin yenilebilirliğinin örneklerini görmelidir ki, aksi yöndeki bir inanç içlerinde boy atmaya başlayabilsin. O zamana kadar da gönülsüz, korkak ve kanadı kırık olmaya devam edeceklerdir. Ezilenler, durumlarının nedenlerinin farkına varmadıkça, sömürülmelerini kaderci bir şekilde "kabul" ederler. Dahası özgürlükleri ve kaderlerini tayin hakkı için mücadele zorunluluğuyla karşı karşıya kaldıklarında da, edilgen ve yabancılaşmış bir tarzda tepki göstermeye yatkındırlar. Bununla birlikte, yavaş yavaş isyancı eylem biçimlerini deneme eğilimine girerler. Özgürleşme için çalışırken, ne bu edilgenlik unutulmalıdır ne de uyanma ânını kaçırmalıdır.
Ayrıntı Yayınları·Kitabı okudu
İnsan ve Toplum