Dayanışma, kişinin dayanıştığı kişilerin ortamına girmesini gerektirir; radikal bir tutumdur. Eğer ezilenleri karakterize eden şey, onların efendinin bilincine boyun eğmeleriyse, Hegel'in gösterdiği gibi ezilenlerle doğru dayanışma, onları "başkaları için varlıklar" haline sokan nesnel gerçekliği dönüştürmek üzere onların safında mücadele etmek demektir. Ezen, ezilenlerle ancak onları soyut bir kategori saymayı bırakıp, haksızlığa maruz kalmış, söz hakları ellerinden alınmış, emeklerini satarken aldatılmış kişiler olarak algıladığı zaman dayanışır; sahte, duygusal ve bireyci tavırlardan vazgeçtiği, sevgi ediminin riskine girdiği zaman. Doğru dayanışma ancak bu sevgi edimi tamsa, varoluşsal bir boyut kazanmış, praksise dönüşmüşse vardır. İnsanların kişiler olduğunu, kişilerin ise özgür olmaları gerektiğini olumlamak ve yine de bu olumlamayı gerçeklik haline getirmek için hiçbir şey yapmamak yüzsüzlüktür.
Liberal görecilik, (insan merkezci tutumu ve insan hakları ideolojisiyle birlikte) giderek popülerliğini kaybetmektedir. Henüz üzerinden yüz yıl bile geçmemiş o dönemle aramızdaki farklılıklar, bugün iyilik daha fazla ve hümanizm daha iyi bir noktada olduğundan değil, kötülüğün zayıflığı, çaresizliği ve geçiciliğinden kaynaklanmaktadır. Bugünlerde kötülük, vücut bulmak için Hitler veya Stalin gibi kişileri seçmek yerine, duyarsızlığın ve tanımamanın anonim formlarına bürünmektedir. Günümüzde kötülüğü ayırt etmek çok daha güçtür.
Birbirimizi duygulandırıp harekete geçirici öyküler anlatmayı bıraktık. Bunun yerine kendimizi ve etrafımızdaki dünyayı komplo teorileriyle, sansasyonel şeylerle ve suç ya da korku öyküleri ile beslemekteyiz.