Dibe vurduklarından şüphelenen toplum dışına itilmiş kişiler için, kendilerinin itildiği dibin de altı olduğunun keşfi, ruhu koruyan, onlara yeniden insan onuru kazandıran ve özsaygılarından geriye kalan ne varsa kurtaran bir olay. Sadece pratikte değil hukuk önünde de insan haklarından yoksun evsiz göçmenlerin gelişi böylesi bir olay için (ender) bir şans yaratıyor. Bu durum, yakın tarihli kitlesel göçle yabancı düşmanlığı, ırkçılık ve milliyetçiliğin şoven bir türünün çakışmasını açıklamaya kadar varıyor. Aynı zamanda yabancı düşmanı, ırkçı, şoven partilerin ve hareketlerin ve onların aşırı milliyetçi liderlerinin benzersiz olduğu kadar hayret de veren başarısını da açıklıyor.
Kitlesel göç hiçbir şekilde yeni bir fenomen değil; "modern yaşam şekli"miz "gereksiz insanlar"ın (ekonomik ilerlemeye bağlı olarak, yerel anlamda "lüzumsuz” -fazladan ve istihdam edilemez- ya da toplumsal/politik dönüşümler ve bunu izleyen güç mücadelelerinin sebep olduğu huzursuzluk, çatışma ve ihtilafların bir sonucu olarak reddedilen, yani yerel anlamda hoş görülemez insanların) üretimini de içerdiğinden (defalarca yön değiştirmiş ve ara sıra tersine dönmüş olsa da) modern döneme başından bu yana eşlik ediyor. Bu da yetmezmiş gibi, şu anda Batılı güçlerin yanlış hesaplanmış, ahmakça dar kafalı ve açıkça beyhude politikaları ve askeri girişimlerinin sonrasında, Ortadoğu Bölgesi'nin derin ve görünüşe göre umutsuz istikrarsızlaşmasının sonuçlarına katlanıyoruz.
İslam dünyasında muhafazakarlık, kitlelere empoze edildiği zaman siyasal amaçlarla kullanılır ve kitlelere kurulu düzenlere itaat etmeleri telkin edilir.