Üç mahküm, ölüme giderlerken, oradaki yöneticilerden bir ricada bulunmuşlar: Her birinin bir dileğini yerine getirebilirler miymiş acaba ? Ve bir ölüm mahkûmunun son dileği - yaşamının bağışlanması dışında - geri çevrilmediğinden, üç kardes isteklerini kavuşmuş
İlki, yargıçlar da dahil olmak üzere bütün kalabalığa yemek ısmarlamayı dilemiş.
Öneri, kalabalık tarafından coşkuyla karşılanmış ve genç adam hemen masa örtüsünü idam sehpasının üzerine sermiş. Tuhaf sofranın üzerinde çeşit çeşit yiyecekler, meyveler, tatlılar ve nefis şaraplar belirtiyor.
İnsanlar çatlayınca kadar yiyip içiyor, ama ne kadar yer icerlerse, tanrı sofraya o kadar nimet yağdırıyormuş.
Kısa sürede hepsi daha fazla içemeyecek kadar sarhoş olmuş ve daha fazla yiyemeyecek kadar doymuş. Bunun üzerine, ikinci kardeş para dağıtma dileğinde bulunmuş. Dileği yerine getirilmez olur mu hiç! İdam mahkûmu, büyülü cüzdanı açarak, böyle olağanüstü bir şeyi hiç görmemiş olan zavallı askerlere ve köylülere madeni para ve senet olarak büyük meblağlar dağıtmış.
Herkesin kendini çılgınca bir neşeyi kaptırdığı sırada, üçüncü kardeş çalgı çalma dileğinde bulunmuş - öylesine, âdet yerini bulsun diye. Yargıçlar ve kalabalık, gene bir iyilik beklentisi içinde, bu son dileğe yüksek sesle onay vermişler. İdam sehbası üzerindeki genç, çalgısını çalmaya baslamış ve hemen k anda bütün sarhoş kalabalık çılgınca, tüyler ürpertici bir dans sergilemeye baslamışlar; birbirlerini itiyor, bibirlerine çarpıyor, kimi baygın, kimi yaralı, hatta kimi ölü halde yere seriliyormuş. Ve o korkunç kargaşa içinde, üç mahküm tılsımlarıyla birlikte sıvışıp sağ sağlim kurtulmayı başarmışlar.