"Bir kimseye dostluğumuzu sağken göstermeyi öğrenelim, ölünce değil,” diye önerdi. “Sonrasında ise, benim kendi kuralım her şeyi kendi haline bırakmak."
Bir süre sonra Bay Gatz, ağzı aralanmış, yüzü belli belirsiz kızarmış, gözlerinden zaman zaman geç kalmış gözyaşları süzülerek kapıyı açtı ve dışarı çıktı. Ölümün artık korkunç bir sürpriz niteliğine bürünmediği bir yaşa gelmişti ve şimdi ilk kez çevresine bakınıp da holün tavanının yüksekliğini ve ihtişamını, holden diğer odalara açılan kocaman odaları gördüğünde üzüntüsüne saygılı bir gurur karışmaya başla-dı. Onu üst kattaki bir yatak odasına götürdüm; ceketini ve yeleğini çıkartırken ona bütün ayarlamaların kendisi gelene değin ertelendiğini anlattım.
Onların ciğeri beş para etmez," diye bağırdım çimenlerin üstünden. "Hepsi bir araya gelse senin kadar etmezler."
İyi ki de bunu ona söylemişim. Kendisine yaptığım tek iltifattı bu, çünkü başından sonuna değin onu hep kınamıştım. Önce kibarca başını salladı ve ardından da bu gerçeğe ilişkin ikimizin arasında her zaman coşkulu bir sözbirliği varmışçasına, yüzünü, o ışıldayan ve anlayışlı gülümseme bürüdü. Göz kamaştırıcı pembe paçavradan takım elbisesi beyaz basamaklara karşı parlak bir nokta oluşturuyordu ve üç ay önce, onun bu geçmişe ait evine ilk geldiğim geceyi düşündüm. Çimenlerin üstü ve araba yolu, onun yozlaşmışlığını kestirenlerin yüzleriyle dolup taşıyordu ve o da o basamaklarda durmuş, yozlaşması imkânsız düşünü gizleyerek, onlara el sallayıp veda ediyordu.
Ona konukseverliği için teşekkür ettim. Ona hep bu yüzden teşekkür ediyorduk, ben ve diğerleri.
"Hoşça kal," diye seslendim. "Kahvaltıyı beğendim, Gatsby."
Karımı yukarıya kilitledim," diye açıklama yapmıştı Wilson soğukkanlılıkla. "Yarından sonraya kadar orada kalacak ve ondan sonra da buradan taşınacağız."
Michaelis şaşkınlıktan kalakaldı; dört yıldır komşuydular ve Wilson ona hiçbir zaman böyle bir cümle kurabilecek birisi gibi gelmemişti. Genel olarak, o yıpranmış insanlardan birisiydi: Çalışmadığı zamanlarda kapının ağzında bir iskemlede oturur ve yoldan gelip geçen insanlarla arabaları seyrederdi. Birisi ona laf attığında alttan alan renksiz gülüşü hiç değişmezdi. O karısının erkeğiydi, kendisinin değil.