Conrad dolu dolu güldü.
"Sadece üşüdün yani?" diye bağırdı ve Rudolph'un sırtına vurdu. "Epey muhafazakâr bir karşılık. Sadece emare var, teşhis yok. İnsanı gömersin sen cidden."
Maxfield sırıta sırıta geri çekildi. "Ailenin üyesi mi oldun yani Kendini nasıl gördüğünü bilmek hoşlarına gidecektir." Conrad duymazdan geldi ve yemeği hazırlamaya koyuldu;
Mutfağın en kritik zamanıydı. Conrad hızlı ve dikkatli hareket etti, devasa bir beyaz peygamberdevesi misali. Birçok defa Maxfield'ı bir kenara itip geçmek zorunda kaldı. Bunu abartılı davranmadan, tek kelime etmeden yapıyordu ve her seferinde uşağın önce suratı kızarıyor, sonra beti benzi atıyordu. En sonunda Conrad onu öyle şiddetli kenara ittirdi ki adam tökezleyip neredeyse yere düşüyordu. Dengesini bulunca, titreyen dudaklarının arasından güçbela konuştu:
"Bu akşam Bay Hill'le konuşup seni bu evden kovmasını talep edeceğim. Sen sen bir canavarsın ben sorumlu değilim. Yaşlı, ihtiyar bir adamsın. Ocağın üstüne düşüp kendini yakabilirsin. Hem de fena yakarsın," diye ekledi, meşum bakışlarını bir anlığına Maxfield'a çevirmek için işini bölmüştü. "Anlaşıldı mı?" Sonra ürken uşağa sırtını çevirerek...
Conrad tepeye çıkarken, kasapta yaşananları memnuniyetle hatırladı: İnsanlar nasıl da ona bakmış ve bayat kuzu buduna dair dediklerini dinlemişlerdi, nasıl da eti kan lekeli talaşın içine savuruşunu izlemişlerdi öyle.
Hırdavatçıda yaşananlara dair dedikodular da yayılmaya başlardı şimdi. Hatta insanlar akşam içkisi için hanlara doluştuğuna göre şimdiden lafı duyulmuştu belki de.
Conrad'ın ince ve kuru dudakları bir gülümsemeyi andırırcasına kıvrıldı.