Başkalarının hayatlarını olduğu gibi kabul etmeyi öğrendikçe kendinizi, kendinizi kabul edebildikçe de başkalarını oldukları gibi kabul etme eğilimi kendiliğinden geri gelmeye başlıyor.
"Yazgının getirdiği trajedi varoluşumuzun temel şartıdır. Trajediyi tanımazsak kendimize karşı duyarlığımızı kaybederiz ya da böyle bir duyarlılığa hiç bir zaman ulaşamayız" diyor Eigen. Oysa etrafımız, trajediyle yüzleşmemek için kaçınanların trajedisizlik trajedileriyle dolu, "mışçasına" hayatlar ve ölüm korkularıyla.
Politik kimliğimiz, politik sorumluluğumuzu birilerine devredip, ardından onlardan yakınarak ya da onları kötü körüne izleyerek yaşandıkça insanlığın huzurunu sağlayacak politik bir modele ulaşmamız da mümkün olmayacak.
Son yıllarda yetişkinliğe adım atmak üzere olan gençlerin geleceğe bakışı iki konu üzerinde odaklaşıyor :başarı ve para. Bu iki konunun amaç edinilmiş olmasında, aileden başlayarak tüm etkili üst sistemlerin payı ağırlıklı gibi, çünkü geleceği ipoteklemek uğruna iç dünyasının sesini dinlemekten vazgeçip hayatı klişe projelere dönüştürmek, insan doğasıyla hiç de uyumlu bir tarz değil.