Evet, belli bir anlamda şimdi bile tüm eylemler aptalcadır,
çünkü insan zekâsının şimdi ulaşılabilecek olan en yüksek
derecesi de elbette aşılacaktır: sonra, geriye bakıldığında,
bizim eylemlerimizin ve yargılarımızın tümü kısıtlı ve
düşüncesizce yapılmış görüneceklerdir, şimdi bizim geri
kalmış yabanıl halkların eylemlerini kısıtlı ve düşüncesizce
bulmamız gibi.
Zamanla,toplumsal sürecin gelişmesiyle sürekli bağlantı içinde, dayatılan tatminden vazgeçiş ile ihtiyaçtan kaynaklanan gerginliğin artması arasında giderek büyüyen bir uyuşmazlık ortaya çıkar.
Ruhunda sükûnete kavuşmak ve mutlu olmak isteyen insanlar inanmalı
ve iman etmelidir, ama hakikatin peşindeki insanlar iç huzurundan
vazgeçip yaşamlarını bu sorgulamaya adamak zorundadır.
"Hakikati, " diye devam etti Nietzsche, "ancak inanmayarak ve kuşku duyarak yakalayabilirsiniz," böyle çocuksu bir tavırla 'keşke öyle olsa' diyerek değil! Hastanızın Tanrının kucağında olma isteği hakikat değildir. Bu çocuksu bir istektir, hepsi o kadar! Bu ölmeme arzusudur, 'Tanrı' diye adlandırdığımız o ebediyen şişirilmekte olan emziğe sarılmaktır! Her ne kadar Darwin kanıtlarını gerçek bir sonuca ulaştırma cesaretini gösterememiş olsa da, evrim teorisi Tanrının gereksizliğini bilimsel olarak ortaya koymuştur. Tabii, sizde tanrıyı bizim yarattığımızı ve şimdide el birliği ile onu katlettiğimizi biliyor olmalısınız. "