Romandan oldukça etkilendim. Bir kadının, yıllar sonra bir yazara yazdığı mektup, onun geçmişte yaşadığı büyük, tek taraflı aşkı ve yaşadığı hüsranı anlatıyor. Kadın, yazarla sadece birkaç hafta süren bir tanışıklık yaşamış ve o dönemde yazarın ona olan ilgisinin sadece geçici olduğunu düşünmemiştir. Yazar, kadını hatırlamamaktadır; çünkü kadın onun hayatında yalnızca kısa bir dönem yer edinmiştir. Ancak kadın, bu kısa süren ilişkinin ve sonrasında yaşadığı büyük aşkla yazarın hayatına adanmış bir şekilde yıllarca onu takip etmiştir. Tabi ney fayda...
Bilinmeyen kadınımız mektubunda tüm hayatını, bu büyük aşkla nasıl şekillendiğini, onun için nasıl bir hayal kurduğunu ve yazarın hiçbir zaman onun varlığını fark etmemesinin acısını anlatıyor bizlere. Kitap boyunca kadının yazara duyduğu sevda, hayal kırıklığı ve bir tür kendini unutma arzusuyla birleşmiş dramı gözler önüne serilir. Mektubun sonunda, kadının yazara duyduğu bu büyük aşkın hiç karşılık bulmadığı, yazarın kadının varlığından habersiz olduğu anlaşılıyor elbette işin özüne geleceksek:
Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu aşkın tek taraflı ve acı veren doğasını, insan ruhunun derinliklerine inen bir şekilde ele alır. Zweig'in etkileyici anlatımı, bu mektup aracılığıyla insanın iç dünyasındaki yalnızlık, sevda ve hayal kırıklıklarını derinlemesine keşfeder. Keyifle okudum tavsiye ederim kıymetli okurlar.