Her biri kendi gençliğine, köyüne, sokağına döndü; pencerelere, bahçe içlerine, bostanlara, dere kıyılarına baktı, dolandı; kibrit kutularında mektup aldı verdi, mendil kokladı, ayna tuttu, ah çekti; sevdiğinin başkasına yâr olduğunu gördü.
ah çocuğum,
senin büyümek sandığın; bir sancı...
benim bölündüğüm ve damar damar
yarılıp aldandığım.
kusurlu ve parçalanmış bu masalda da
yenildim sana.
gökten üç elma düşsün başımıza
ve dursun artık bu kanama.
beni bağışla çocuğum,
kırmızı bir aşkla.
çünkü kalbime sığmayan
bir şey var bu dünyada.
kırmızıyla yazıyorum sana çocuğum, aşkla...
parçalanmış bir kusurum ben sana.
kirpiklerinin gürültüsünden
başka bir şey duyulmuyor buralarda.
ve yenilgiler ve yağmurlar içinde
hâlâ masallar anlatıyorum kendime,
gözüm,
gördüklerini unutsun diye...
yüzünün bir çizgisinden okumak
mümkün, her şeyi bir soruyla dövmek...
yazgımda bir imla hatası gibi gördüm,
bazı şeyleri... bir soruya dönüştürmekten
geliyordu çünkü gözlerin. çöküyorum
kapına, düşer gibi düşüyor göz
kapakları kalbimin,
soğuyan yalanları görmemek için
başınız dönmeden
herkes insin kalbimden.