Şimdi “nerde o eski bayramlar” demek kolayımıza gidiyor. Bayramlar burada, her yıl iki kez, düzenli olarak geliyor. Kapıyı açmayan biziz... Açalım ve tutalım ellerinden. Çünkü bayramlarda kapımıza gelen çocuklar poşetlerinde ağır yükler taşır. Biz onlara şeker veririz, onlar bize çocukluğumuzu.
Alan daraldı, daraldı, daraldı, küçücük köylere, beldelere sıkışıp kaldı bayram. Bir avuç insanın yaşatma telaşı var bugün. Kolonyanın, baklavanın, kavurmanın, sarmanın, şekerin, kahvenin belki de son demleri.
Eğer mutluluğu yolun sonuna koyarsak, belki ulaşamadan inebiliriz trenden. Mesele yola çıkmadan önce onu da yanımıza alabilmekte. Mesele, halihazırda içinde olduğun bu uzun yolculuğun tadını çıkarabilmekte...
Hayat, nerede ineceğimizi kendimizin tayin edemediği uzun bir yolculuk. Mutluluk bir hedef değil. Bu yolculukta hissettiklerin, yaşadıkların, gördüklerin, göremediklerin, merak ettiklerin, söylediklerin, tanıştıkların, duyduklarında mutluluk.
"Okuduğum kitaplardaki hikâyeleri aklımda tutmak hoşuma gidiyordu. Günde birkaç kez çenemi çalışma masama yaslayarak kitabın bana sunduğu hikâyeyi düşünürdüm. Baldan tatlı zamanlardı.
Kitaplardaki hikâyeler, gerçek hayattaki hikâyelerden daha ilgi çekiciydi, ne yapabilirdim ki?"
Sayfa 61 - Nasıl Roman Yazdım? (Alıntı kısaltılarak yazılmıştır.)·Kitabı okudu