Kahin, görebilen tek gözuyle aynaya baktı ve uzun boylu, çekik gözlü O adamı gördü. Bunu görmek kendisi gibi
diğerlerinin de içinde yaşadıklanı O dünyadaki asıl hakikati görmek demekti. Gözün görevinin görmek degil hakikati görmek olduğunu söyleyen alim aklına geldi. Hakikati gören gözün başka hiçbir şey görmesine gerek yoktu. Yedikule Kahini'nin yegâne gözüne
de bu şekilde perde indi.
Ama kör olmasına rağmen hiçbir şey görmüyor değildi. Gözlerinin ona gösterdiği yegâne sey, o uçsuz bucaksız karanlıktı.Tıpkı sessizliği dinleyen Eflâtun gibi, kâhin de sustu.
Belkide susmak. gerçeği anlatmanın tek yoluydu.
Ancak Kahire Kâhini Bilâl, "Sakın unutma!" dedi. "Aristatalis'in dem vurduğu gibi, göz'ün vazifesi sadece 'görmek'
değil, Hakikat'i görmektir. Hakikati gören bir göz, artık başka bir şeyi göremez.
-Rahmetli babam, dünyada ilk köprünün nasıl kurulduğunu Şeyh Dede'den dinlemiş, bana çocukken anlatmıştı: Kadiri mutlak, dünyayı yarattığı zaman,dünyanın yüzü,nakışlı güzel bir tabak gibi dümdüz ve parlakmış. Şeytan, Allah'in Ademoğluna bu bağışı kıskanmış ve henüz yeryüzü sertleşmemış ve bir hamur gibi yumuşakken Allahin topraklarını uzun tırnaklarıyla kabil olduğu kadar derin tırmalamaya başlamış... Hikaye rivayet eder ki, insanlarla ülkeleri birbirinden ayıran uçurumlar, ırmaklar böylece meydana gelmiş ve Allah'ın ademoğluna gıdasını sağlayacak bir bahçe gibi hediye ettiği dünyada onlara bir yerden başka bir yere gitmelerini imkansız bir hale sokmuş. Allah bu Mel'unun yaptığı işleri görünce gazaba gelmiş ama şeytanın bozduğu bu işi baştan yapamayacağından, insanlara yardım etmeleri ve her şeyi kolaylaştırmaları için meleklerini yollamış. Melekler zavallı insanların bu derinlikleri ve uçurumları aşamadıklarını, işlerini göremediklerini, bir kıyıdan öbür kıyıya seslenerek boşa vakit kaybettiklerini görünce bu yerlerin üstüne kanatlarını germişler insanlar da bir yandan öbür yana kolayca geçebilmişler. Ademoğlu da köprünün nasıl yapıldığını İşte bu meleklerden öğrenmiş. Onun için köprü yaptırmak Çeşme yaptırmak dan sonra en büyük sevaptır. Her köprünün ne biçim olursa olsun ister bir selin üstüne uzanan bir ağaç kütüğü ister Mehmet Paşa'nın güzel eseri gibi olsun başında daima bir melek bekler ve cenâb-ı hak olan ne kadar ömür verdiyse o kadar dayanır.
...Aralarında kimsesi olmayan kadınlar bile hüngür hüngür ağlıyordu. Çünkü herkesin mutlaka ağlayacak bir şeyi bulunur. Sonra başkasının açısına ağlamak da her zaman tatlıdir.