Enes

Milliyetçilik, biyolojik ve sosyolojik esaslara dayanan ve irsîleşmiş bir duygu olan millî kütleye bağlılık duygusunun, derinleşmiş, kutsî bir prensip mahiyetini iktisap etmiş şuurlu şeklidir.
Sayfa 115·Kitabı okudu
Reklam
CEPHELER VE HAYALLER
… Bağdat düşmüştür. Osmanlı ordusu kenti terk etme hazırlığı ve telaşı içindedir. Kâzımiyye Mahallesi’ndeki askeri hastahanede savaş geleneğine uygun olarak hastalar, doktorlar ve hastabakıcılar bırakılmışlardır. Onlar için kurtuluş yolu oldukları yerde kalmaktır. Osmanlı ordusunun çekildiğini gören Araplar hastaların boyunlarına ip bağlayarak sokaklarda süründürerek çekmekte, para ve eşyalarını yağmalamaktadırlar. Kolordu Kumandanı Kâzım Karabekir Paşa oradadır. Bu sırada Miralay Bekir Sami’nin emriyle halk bir meydanda toplatılmaktadır. Bekir Sami Bey elinde makineli tüfekle halkın üzerine ateş etmektedir. Karabekir Paşa sorar: " Bekir Bey ne yapıyorsun? Bu halkın ne günahı var?" Bekir Sami Bey’den aldığı yanıt şu olmuştur: “Dört yüz yıllık Osmanlı tarihinin hesabını görüyorum.”
Sayfa 519·Kitabı okudu
Tarih
Hunlardaki fiziki görünümü, çocuklukta kasten yapılmış tağyirata atfeden Sidoine Apollinaire, “ şekilsiz ve düz bir et fazlalığı halinde ” yassı burunlu, çıkık elmacık kemikli, bir mağarada gibi göz çukuruna batmış gözleriyle bu brakisefal insanlar en uzak mesafeler seçen keskin nazarlara sahiptirler. “ Filhakika göçebenin kartal gözü, geniş mesafeleri araştırmaya, geyik ve yabani at sürülerini tâ stepin ufuklarında fark etmeye alışmıştır. Aynı müellifin, steplerin edebî atlısını şâyanı hayret bir şekilde resmeden şu güzel mısrasını zikredelim: “ Hun, ayakta durduğu zaman ortanın altında boy gösterir. Atına bindiği zaman ise büyüktür ” Bu portreyi Çin vakanüvislerinin Hiyong-nular hakkında bize bıraktıkları tasvirle mukayese etmek ilginç olacaktır. Tip ve âdetler, her şeyi aynıdır. Çin ve Hristiyanlık âlemi de Moğollar hakkında bize yine bunlara eş bir portre bırakacaktır. Hun, Türk yahut Moğol; bu step adamı, büyük başlı, bacakları üzerinde kısa görünen cesim gövdeli bu brakisefal adam, daima at üzerinde görülen bu göçebe, ziraat sahalarının eşiğinde dolaşan Yukarı Asya’nın bu “ atlı tirendazi ” yerleşik medeniyetlere karşı yağmalarla geçen on beş asırlık bir müddet içerisinde hiç değişmemiştir.
Sayfa 90·Kitabı okudu
Tarih
Türkçülüğün Câzibesi
5000 yıl “açık alınla” dolaştıktan sonra, 600 “senedir çarşafa bürünmüş” olan Türk kadınları, binlerce senelik gelenekleri çocuklarına anlatmadıkları için milletin, “Hülagü, Timur, Cengiz” ile erkek ve kadınlardan oluşan Türk ordusuyla Paris surlarına dayanmış olan Atilla’dan haberi bulunmamakta, bu nedenle de toplumda tarih şuuru oluşmamaktadır.
Sayfa 103·Kitabı okuyor
Biyografi

Enes

, bir kitabı okumaya başladı
Şükrü Hanioğlu
9.3/10 · 20 okunma
Reklam