[7.BÖLÜM]:
Burası Muz Cumhuriyeti mi kardeşim?
Manavdan, pazardan, marketten aldığımız; tezgahların parıldayan sarı süperstarları vardır ya… Hani o bildiğiniz markalar … Chiquita, Dole falan. Kimisi sıkı bir fitness antrenmanı öncesi spor çantasına atar; bilir ki kaslar çalışmaya ancak ve ancak bir muzla ikna olur. Kimi evhamlı anneler sabah telaşında çocuğun beslenme çantasının içine koyar. — “çocuğumu tok tutsun, kuvvet versin, eh az biraz da matematik dersinde zihni daha açık olsun” diye. Takma dişi olanlar bile gönül rahatlığıyla yer; lakin bu meyveyi yemek kimseyi yormaz, kimseyle kavga etmez; ne dişi zorlar, ne de mideyi yorar, ince düşüncelidir; yiyene nazik davranır. Kimi televizyon karşısında sessizce, kimisi de etrafı umursamadan şapur şupur yer. Üstelik sadece karnı da doyurmaz, küçük bir moral takviyesidir; serotonin üretir, ruh halini en dipten alır usulca yukarı çeker. Antik Yunan dönemindeki septik filozoflardan birinin sözünü anımsatır: "Hiçbir şey olmasa bile kesinlikle bir şeyler oldu ama fark edemedik" hissi verir. Yalan yok — ben de muz görünce fazla direnemem.
İşte o afiyetle yediğimiz, bizde her daim hoş bir intiba bırakan bu leziz meyve, Latin Amerika kıtasında büyük bir acının, kolektif hafızalara kazınmış büyük bir trajedinin sembolü sayılır. “Acıyı bal eyledik” diye söylenir ya hep… Bu sefer balı (muzu) acı eyledik dedirtmiştir, Latin Amerika kıtasının güzel insanlarına. Muzun trajik bir hikâyesidir: United Fruit Company
United Fruit Company’nin kuruluşu: 1899’da Boston Fruit Company ile Tropical Trading and Transport Company’nin birleşmesiyle kurulur. Ana ürün muz ticareti üzerine başlayan ticari faliyeti zamanla siyasi eksene kayar. 1920’lerden itibaren şirket, Orta Amerika’daki hükümetlerle yakın