Uyuyamaz hale geldiğim andan önceki belleğim gitgide ve hızını artırarak uzaklaşıp gidiyordu sanki. Bu çok tuhaf bir histi. Her gece olduğunda uyuduğum zamanlardaki ben gerçek ben değilmiş, o zamanlardaki belleğim kendi gerçek belleğim değilmiş gibi hissediyordum. İnsanlar böyle değişiyorlar işte, dedim içimden. Fakat bu değişimi kimse anlayamıyor. Hiç kimse fark edemiyor. Benden başka kimse anlayamıyor. Açıklasam bile, onlar anlayamazlar herhalde. İnanmaya bile çalışmazlar. Diyelim inandılar, benim neler hissettiğimi asla tam olarak ayrımsayamazlar. Onlar, beni kendilerinin varsayımlardan oluşan dünyalarını tehdit eden bir unsur olarak görürler yalnızca.
Hakikatte Abdullah Efendi, ömürlerinin sonuna kadar kendileri olmaktan kurtulamayan, nefislerini bir an bile unutamayan, etrafındaki havaya kendilerini en fazla bıraktıkları zamanda bile, içlerinde, tıpkı alt katta geçen bütün şeyleri merakla takip eden bir üst kat kiracısı gibi köşesinde gizli, mütecessis, gayrimemnun ve zalim ikinci bir şahsın mevcudiyetini, onun zehirli tebessümünü, inkar ve istihfaftan hoşlanan gururunu ve her an için ruhu insafsız bir muhasebeye davet edişini duyan insanlardan biriydi.