Olduğu Kadar GüzeldikKitap İncelemesi
Memleketim Ayvalık’ın taş sokaklarında efil efil esen müdavim dağlı rüzgârların cirit attığı bir günde, sahile erişmeme tam da bir sokak ramak kala yanımdan k*çı başı oynaya zıplaya geçen bir Vespa taklidi motosikletin kaportasının üzerinde yazılı gördüm ilk kez o cümleyi: Olduğu Kadar Güzeldik
Pis egzoz kokusu ata ata giden kırıtık motosiklet de üzerindeki yazı da benden çoktan uzaklaşmış, görünürden kaybolmuştu bile ancak benim aklım o tek bir cümlede kalmıştı. Ne güzel cümleymiş o öyle ya dedim kendi kendime, sonra düşündürmeye başladı beni; dedim, nedir bu bizlerin telaşı şu hayatta, neyin derdindeyiz tüm bu koşuşturmacalarımızla? . . .
Biz, hepimiz ve her şey zaten Olduğu Kadar Güzel değil miyiz? . . .
Süse, maddeye, civaya bulaşmadan en doğal halimizle kaldığımızda ortaya çıkan azami sadeliğimizdeki o güzelliğin farkında değil midir her birimiz? Oldurabildiğimiz kadar olanı değil ama Olduğu Kadar Güzel değil midir azami sadelikteki o güzellik?. . .
Çok da fazla uzatmadım, zaten daha fazla kafamı bu sorularla yoramazdım, o günlerde tek derdim vardı; eşsiz güzellikte olan ve daha da güzelleşeceğe benzeyen bir yaz mevsiminin henüz başlarında serin bir ruhla ve dingin bakışlarla sadece ve sadece Engin Mavi bir denizi, gökyüzünü seyretmenin ve adımlarımı telaşsızca atarak gezinmenin keyfine varıyordum.
Olduğu Kadar Güzeldik cümlesiyle ikinci tanışmam ise Özgüm Coşkun’un Youtube videosuyla olmuş; yazarını ilk kez bu videoda tanımıştım. Daha sonra kitapçılarda bakınırken diğer kitaplarının da kapak tasarımları çok ilgimi çekince geçen yaz ilk kez Sarıyaz kitabıyla başlamıştım Mahir Ünsal Eriş'e. İlk okuduğum kitabını çok sevince diğer kitaplarına da göz atmaya başladım ve derken bir de ne göreyim . . . Yine aynı cümle
Mutsuz evlilik yoktur, yanlış evlilik vardır, çünkü bu evlilikler beceriksiz insanlar tarafından yapılmıştır, bu insanlar yeterince olgunlaşmamış, hasattan önce tarladan atılması gereken insanlardır. Bu insanları evlendirmeye yönlendirmek, birinci sınıf öğrencisine cebir öğretmek gibidir. Yalnızlığın ümitsizliğinden kurtulmak için evlenenler ne kazanmış oluyorlar? Yalnızlığı yalnızlığa katarsak bundan asla bir yuva değil bir esaret doğar. Hele yalnızlığı bir güvence olarak görürsek yalnızlığın durumu daha da kötü olur. Evliliğin anlamı, keskin ve katı biçimde tanımlayacak olursak güvende olmaktır.
“Yaşayabilmek için fazla öngörülü, fazla bilge, savaşabilmek için fazla güçsüzdü. O, diğerlerinin duymayarak güven içinde yaşadıklarını sandıkları seslere bile kulak verecek kadar hassas ve vicdanlı bir sanatçıydı.”
(Milena, Kafka'nın Ölümünden Sonra Söyledikleri)
Ne yapmak gerek peki?
Sağlam bir arka mı bulmalıyım? Onu mu bellemeliyim?
Bir ağaç gövdesine dolanıp sarmaşık gibi önünde eğilerek efendimiz sanmak mı?
Bilek gücü yerine dolarla tırmanmak mı?
İstemem!
Herkesin yaptığı şeyleri mi yapmalıyım Le Bret?
Sonradan görmelere övgüler mi yazmalıyım?
Bir bakanın yüzünü güldürmek için biraz şaklabanlık edip, taklalar mı atmalıyım?
İstemem! Eksik olsun!
Her sabah kahvaltıda kurbağa mı yemeli?
Sabah akşam dolaşıp pabuç mu eskitmeli?
Onun bunun önünde hep boyun mu eğmeli?
İstemem! Eksik olsun böyle bir şöhret!
Eksik olsun!
Ciğeri beş para etmezlere mi yetenekli demeli?