"İslam medeniyetinin büyüklüğünü kendi insanımıza anlatmak, Batılılara anlatmaktan daha zor..."
Batı’nın empoze ettiği, sorgulama ve araştırma ihtiyacı güdülmeksizin kabul edilen bir şey vardır: Müslümanlar sanatta, mimaride ve daha önemlisi bilimde, tarihin önemli safhalarında geri kalmış, insanlık adına önemli bir katkıda bulunmamıştır. Bu katı önyargının her geçen gün bilinçsizce büyümeye devam etmesi, yayılan bilgi kirliğinin zihinleri çepeçevre sardığını görmemize ve bu ifratlardan soyutlanmak için gerçek mânada "görebilmemiz" icap gerektiriyor...
“Bütün mesele müthiş bir şekilde gelişen ve 800 yıl insan akıl tarihinde büyük bir rol oynayan bir medeniyetin mensubu olan insanların, bütün bunların nasıl olduğunu düşünmesi, bu medeniyeti geliştiren insan tiplerini tanımasıdır. Bir Birûni’yi bir İbni Sinâ’yı tanımalarını, nasıl çalıştıklarını bilmelerini istiyorum.”
Konuşulan yabancı dilden, modaya, ilgi alanlarından, gidilen mekanlara kadar her şey dört gözle takip edilir. İzlenilen bir filmden sonra “kahraman ekol” bilince egemen olur; her yerde bir kurtarıcı moduna girer, böylece hayat onun için bir film penceresi haline gelir. Ilımlılığını buhar edip sürekli bir şeyleri yerme hevesine kapılır. “Böyle yapmakla ileri gidiyorsun.” “Şurada yanlış yaptın.”ların yerini, Amerikan hegemonyasının ürünleri olan, “Bu sersem herif ne yaptığının farkında mı?” “Bu bir aptallık, canı cehenneme!”gibi çok cesur görünen fakat perdenin arkasında korkakça söylevler duyulur. Dört gözle izlenilen bu üstün insan motifinin çok somut bir şey üretmesine gerek de yoktur, yalnızca mensubu olduğu milliyetini bile kendi özgün düşüncelerinin önüne geçirebilir ve hiçbir şeyi süzgeçten geçirme ihtiyacı duymaz. Kendi yetenek ve bilincinin farkında olan bir kişinin başka uygarlıkların üstünlük