Erdal ÖZAYDIN

Erdal ÖZAYDIN
@Engineer47
》Bahr isen de katre-i nâçiz göster kendini (Şeyhulislam Yahya) 》Okumak; bakış açımızı zenginleştirir, Beyni de düşünce kütüphanesi yapar. (E.ÖZAYDIN)
Hayatı Seviyorum
Hayatı seviyorum Sürgünler ve acılar Ve darağaçları, zindanlar anaforunda Bir karınca döner yumurtaya Yapışır gibi sımsıkı, Korkuyla telaşla Direncin son kertesine kadar, Zevkle Sarılırken daha bir daha bir Taşıdığı bir nebze umudun bile Binde birini yürek damarıma akıtarak Sevmek zorundayım hayatı En azından onlara ayıp olmasın Ve kadri bilinsin diye soluk almanın Soluğu öyle bir tutup, Oh diye salmanın Hayatı seviyorum Bir kaval ezgisiyle koyunlar suya vardığında Ve yere vurduğunda dizini zeybek Akşam serilip sabah tozlanan döşeklerde Teri tılsım gibi karışırken bağırlarına Göğsü güvercin Ayşe ile esmer tenli Mehmet'in Bağışlanası kaçamaklarıyla ay ışığında
Reklam
Anlaşılmak
Biz anlaşılmak için değil, yaşamak için geldik hayata. İnsan insana sırdır, Bu sır ayan beyandır Allah'a. Varsın insan anlamasın insanı. Yeterdir, Yaradanın anlaması insanı... Anlamak isteyen az da olsa anlar. Anlamak istemeyene çok da anlatsanız kendinizi, Az bir şey de olsa anlamaz sizi... Erdal ÖZAYDIN
Kalbi Kırıklar Meyhanesi
Bir ufak rakı, bir paket cigara, bir de şairin sesi Yanında ince doğranmış bir ayrılıklar mezesi Burada göz gözü görmez, kimse kimseyi duymaz Burası kalbi kırıklar meyhanesi Ey pervasız aşkın vefasız prensesi Ömrümün en şakrak en nadide sesi Değiştir yolunu, girme sensizliğime Burasi boynu bükükler meyhanesi Kim sevmiş de sevilmiş ey aşk divanesi Kim kimden vefa görmüş ey vefa biçaresi Burası bir hane kuramamışların tek hanesi Burası hanesi kalmamışların meyhanesi Şarkıcı! Bana bir şarkı söyle, içinde aşk olmasın Ben aşktan geberdim, istemem o sesi Unutursun deme bana, unutmakla ilgili değilim Burası unutulmuş insanların meyhanesi Barmen! Bana bir rakı ver, içinde su olmasın Ne ekmek, ne dünya nimeti, ne yaşamak nefesi İçime attığım her şey zıkkımım oldu Burası zıkkımın kökünün meyhanesi Kalbim, kendini koyvermişlerin onarılmaz viranesi Kalbim, yerini terk etmişlerin yanlış adresi Sonsuza kadar kalayım burada, bırak beni garson Sen kimsin, ben kimim, burası neresi? Kim ihbar etti yerimi, kim öttü sana geberdiğimi?..
Anne
Çıkıp gitsem hakkını Helal hoş eder misin Yoksa eskisi gibi Kendini üzer misin anne Ansızın daralırsan Haberimi alamazsan Hiçbir iz bulamazsan Toprağı kazar mısın anne Benim için ömrünü Kanayarak geçirdin Hâlâ iflah olmadım Sen hep ağlar mısın anne Yollar bekliyor beni Kalkıyor gam treni Öperken ellerini Ağlasam, kızar mısın anne Yüreğim gül dalında Yürürüm hak yolunda Ölüm olsa sonunda Sen orada var mısın anne Çoktandır haberim yok Geniş misin, dar mısın Yoksa hasret içinde Bağrını dağlar mısın anne
HULKI İLE MÜCELLA
Hulki hep Ortaköy'de aynı yerde dururdu Okumasa da elinde kitaplar bulunurdu Aslında bütün derdi bir kız ayarlamaktı Ezkaza biri baksa, müthiş âşık olurdu Marjinallik uğruna saçmalıklar yapardı Baklavanın üstüne karabiber atardı Ulan bırak bunları dedikçe daha azar Pardösüyü ters giyip çorabıyla yatardı Bir gün durup dururken şu Gandi'yi keşfetti Gözlüğünü, saçını, tıpkı ona benzetti Yepyeni kimliğiyle salındı Ortaköy'de Herkes kırıldı tabii, kendini rezil etti Mücella dolu kızdı, sendikaydı, dernekti Feminist gözükse de gizlice romantikti Sokakta kedi görse dayanamaz ağlardı Ağlamak onun için vazgeçilmez bir tikti Az tombuldu, kendini kedilere vermişti Aynaları, cımbızı biraz ihmal etmişti Bütün gün pencerede Kadınca'yı okurken Evde kalmak nihayet canına tak etmişti Bir akşam Ortaköy'de Hulki ile Mücella Pat diye karşılaşır, ah ne hoş, ne âlâ Gerisini sormayın, gazeteler bile yazdı Trajik bir durumdur herkes anlatır hâlâ
Reklam