... nohut kokularının, kekiklerin, kahırların ve umutsuzlukların ortasından geçti. Geçtiği yerlerde sessizliğini bile bırakmıyordu sanki, geçmişliğini bile bırakmıyor ve her şeyiyle daha derindeki karanlığa doğru yürüyordu.
Nereye gittiğini bilmiyordur; ölünecek bir yer olsun da, neresi olursa olsundur. Gerçi her yerde ölünebilir, bunu biliyordur. Gene de kafasında daha güzel bir yer vardır, ölüm ölünen yerle güzelleşirmiş gibi...
Akşamdan bu yana ışıklarını seyrettiğim cadde, kendi sessizliğine bırakılmış ölü bir yılandı artık; kepenkleri indirilmiş yüzlerce kapının, perdesi çekik pencerelerin ve karanlığa sarkan balkonların önünde öylece uzanıyordu.