Sen aşkın ne olduğunu bilir misin adaşım, sen hiç sevdin mi?.. Çoook desene! Sevgilin güzel miydi bari? Belki de seni seviyordu... Ve onu herhalde çok kucakladın... Geceleri buluşur ve öperdin değil mi? Bir kadını öpmek hoş şeydir, hele adam genç olursa...
Olmaz mı?
Olur tabii...
Ulaş'in tespiti benim için çok doğru sanırım.
Ne dedi Ulaş?
İşte Ahmet, senin bütün sırrın bu: Nasıl oluyor da oluyor? Ha! Ha! Ha! Harika! İşte bu benim! Nasıl oluyor da oluyor? Ha ha ha!!! Ha şöyle ya! Yaşa Ulaş!
Adnan Menderes'i asmadan önce prostat muayenesi yapıyorlar. Astıktan sonra tekmeliyorlar. Birisi hızını alamayıp bir kere daha asmayı öneriyor. Gerçi bunların birçoğunu Mehmet Ali Birand'in belgeselinden biliyorduk ama gene de tüylerimi ürpertti. Onunla birlikte asılan Hasan Polatkan'ın Eskişehir'de yaşayan annesine, oğlunun asılarak öldürüldüğünü söylemiyorlar. Pakistan'a sürgün edildiği yalanını uyduruyorlar. Yaşlı anne, kalan yıllarını bu yalanla teselli bularak yaşıyor. Gene Yassıada mahkumlarından Celal Bayar, elleri kelepçeli olduğundan tuvalet ihtiyacı için "Siz benim evlatlarım yerindesiniz, çok sıkıştım, pantolonumu çözer misiniz?" diye erlere yalvarıyor. Mustafa Suphi Yoldaş, Karadeniz'e atılarak boğuluyor. Sabahattin Ali, "Seni Bulgaristan'a kaçıracağız" diye kandırılıyor; Trakya'da ıssız bir yerde boğularak öldürülüyor. Dersim olaylarında on binlerce masum insan Zeylan deresine doldurularak öldürülüyor. Varlık Vergisi işkencesiyle birçok azınlık kırılıyor, yapılmadık eziyet bırakılmıyor. Bizim işte böyle anlı şanlı ve elleri kanlı bir yakın tarihimiz var. M. Ali Birand'ın belgeselini izlediğimde, yaşayan 27 Mayısçılar'la aynı atmosferi paylaşmaktan iğrendiğimi düşünmüştüm. Onların leşleri yakında bir çukura atılacak, ama aynı zihniyeti taşıyanların içimizde hâlâ varolduklarını görüyorum. Yani, aynı iğrenti. bulantı devam ediyor. Kusmak istiyorum.