yaşanması iyi olan şeylerle geçirilen güzel şeyler çabucak anlatılır ve dinlenmesi pek keyifli değildir; öte yandan rahatsız, yürek oynatan, hatta dehşet verici şeylerden iyi bir hikâye çıkabilir, her halükârda anlatılmaları uzun sürer.
Geceler en kötüsüydü. Her yere zifiri karanlık çöküyordu -sizin zifiri karanlık diyeceğiniz şey değil, gerçek bir zifiri karanlık; öyle karaydı ki, hiçbir şey göremiyordunuz. Bilbo elini burnunun önünde sallamayı denedi, ama hiçbir şey göremedi. Eh, belki de hiçbir şey göremediklerini söylemek doğru olmaz: Gözleri görebiliyorlardı. Birbirlerine sokularak uyuyor ve sırayla nöbet tutuyorlardı ve sıra ona geldiğinde Bilbo'nun gözüne etraflarını saran karanlığın içinden parıltılar ilişiyordu, zaman zaman da biraz öteden sarı, kırmızı veya yeşil bir çift göz ona bakıyor ve ağır ağır silinerek ortadan kaybolduktan sonra yavaşça başka bir yerde parlamaya başlıyordu. Zaman zaman da tam üzerindeki dallarda ışıldıyorlardı ki, en korkutucu olan da buydu. Ama en az sevdiği gözler, korkunç, soluk ve soğansı olanlardı. "Böcek gözleri," diye düşünüyordu, "hayvan gözleri değiller, ama fazla büyükler."