Bu keskin düşünceler üzerine öfkeli bir el, okuduğu nüshaya şu satırları karalayacaktı: "Bu skandal laf kalabalığını Sokrates'in bilgince cehaleti konusunda kâhinin verdiği cevapla karşılaştırın." Jacotot'nun değil, Bonald'ın meclisten arkadaşı Maine de Biran'ın elidir bu; biraz ileride Vikont'un kurduğu yapıyı iki satırda alaşağı edecektir: Dil göstergelerinin önceliği, onlara anlam kazandıran zihinsel edimin her insan evladı için taşıdığı önemi değiştirmez: "İnsan annesi veya bakıcısından duyduğu kelimelere anlam iliştirerek öğrenir konuşmayı." İlk bakışta çok çarpıcı bir çakışma. Devrik XVI. Louis'nin sabık muhafız teğmeni ile Devrim'den Sonra I. Yılın ordularının sabık yüzbaşısını, idareci olan şato sahibi ile merkezi okulun öğretmenini, Monarşi Meclisi'nin vekili ile sürgündeki devrimciyi birbirine neyin yaklaştırdığını görmek pek kolay değildir.....
Efsane bir yayın. Kesinlikle okunmalı..
Çehov bir taşra kasabasındaki akıl hastanesinde geçen bu novellasında, eğitimli bir hasta olan İvan Dmitriç ile Doktor Andrey Yefimıç arasındaki felsefi çatışmaya odaklanır. Ivan Dmitriç maruz kaldıkları adaletsizliğe, içinde yaşamaya zorlandıkları berbat koşullara karşı çıkarken, Andrey Yefimiç bunları görmezden gelmekte ısrar eder ve durumu değiştirmek için kılını bile kıpırdatmaz. Doktor sonunda içine düştüğü "felsefi" yanılgının farkına vardığında ise artık iş işten geçmiştir. Altıncı Koğuş, Rusya'nın ve ülkenin sorunlarıyla ilgilenmek yerine onları uzaktan izlemeyi tercih eden elit Rus aydınının "deliliği'nin simgesidir adeta.
Güzel, yer yer eğlenceli ve yer yer de hüzünlü bir eser. Ben sevdim ;)
Taasuki Talat ve Fitnat ilk yerli romanımızdır. Okumakta çok geç kaldığım eser maalesef. Konusu, olay örgüsü sizi eserin içine alıp götürüyor. Dönemin özellikleri rahatsız edeci derecede çünkü aşkın, kadının, insan duygularının hiçe sayıldığını göreceksiniz. Bir kadının en sevdikleri tarafından hapsedilmesi, kandırılması, hiç istemediği durumların içine sokulması, bir de tesadüflerin çarptığı tokat ne trajik! Romanın sonu çok vurucu. Kesinlikle Okumalısınız.
Sabahattin Ali'yi okudukca seviyorum galibaa.:) Her kitabında ayrı bir mesaj ayrı bir hava var. Bu kitapta da bana göre en güzel sosyal mesaji bu cümleleridir.
"Bir kitabı okurken geçen iki saatin, ömrümün birçok senelerinden daha dolu, daha ehemmiyetli olduğunu fark edince insan hayatının ürkütücü hiçliğini düşünür ve yeis içinde kalırdım."
Kitabı okurken kendimi(kendimizi) gördüm sanki. Her an elimizden özgürlüğümüz alınabilir. Ve mahkûm edilebiliriz.
Kitaptaki mahkûmun yerine kendimi bırakınca Allah'ım öleceğini bilmek ve ölüm anını beklemek ne kadar acı ve ızdırapli. Galiba deliriririm böyle bir durumda.
Kısaca cok beğendim. Okuyunca tüylerim diken diken oldu.