İstanbul’un ne parası ne de doğru düzgün askeri vardı. O yüzden elindeki tek silaha sarılmaktan başka çaresi yoktu: Saltanatın ve hilafetin prestiji. Yüzlerce yıldır “Zıllullah fi’l-âlem”, yani Tanrı’nın yeryüzündeki gölgesi olduğu söylenen, her cuma hutbesinde adını işittikleri bir padişahın, eli görse mertek sanacak köylülerin zihninde nasıl bir meşruiyete sahip olduğunu anlamak, 21. yüzyılda seçimli liderlerle bile sağlıklı bir ilişki kuramayan bir toplumun içinde yaşayan bizler için çok da zor olmasa gerek.