O insanları ikiye ayırmıştı: Faydalılar ve ''lezzet'liler. Sevmediklerinden ordu, politika ve devlet işlerinde pek sayarak kullandıkları vardır. Sevdikleri arasında hiçbir mevki edinememiş olanlar da çok görülür. Atatürk soğukkanlı, pek ciddi ve tartılı bir vazife adamı olduğu kadar, heyecanlı bir şevk adamı idi.
Atatürk, Hitler ve Mussolini gibi, demokrasiler aleyhine hicivler ve diktatörlük lehine methiyeler söylemiş değildir. Hususi meclislerinde dahi milli hakimiyet davasına gönülden bağlı olduğu sezilirdi. Onun düşmanlığı, yobazlığa idi. Geriliğe idi. Türk şerefini düşüren ve Türklüğü gelişmeden alıkoyan kara ve karanlık gelenek ve göreneklere karşı idi.
Atatürk diktatör mü idi? Rejimine bakarsanız evet. Fakat ne mizacı ne de ideali bakımından diktatörlük inançlısı değildi. Milletin kurtuluş için şart saydığı inkılapların hürriyet içinde yaşayabileceğine güvenseydi, demokratik savaşçılığın zevklerini defa etmeyeceğine şüphe yoktu.
Yüz küsür milyonluk bir bütçe ile dört harpten çıkan, yanmış, yıkılmış, dağılmış, üstelik yüz binlerce göçmen barındırmak zorundaki Türkiye'nin hemen hemen ''yoktan bir daha var oluş'' mesuliyetini yüklendik.