''Eğer bir insan yüreğinde bir imgeyi dinlendiriyor, yıllandırıyor, onu sevgi ve özenle büyütüp yetiştiriyorsa ve bu imgeyi olanca tamlığı, bütünlüğü, mutlaklığıyla pırıl pırıl biçimde sunması ancak bundan sonra oluyorsa, bu insanda alabildiğine gelişmiş bir duyarlık, duygu derinliğiyle birleşmiş demektir. O, yalnızca duygu ve düşüncelerini vaktinden önce açmamaktadır, o kadar, ama bu arada gördüğü, duyumsadığı hiçbir şeyi de yitirmemektedir. Çevresinde yaşayan, devinen her şey, olanca zenginliğiyle doğa, toplum
...Mucizevi bir şekilde onun
Ruhunun derinliklerinde yaşar.(4)
4.Ogarev'in ''İspoved'' adlı şiirinden alıntı.
''Ah güzel Ahmet Abim benim
Gördün mü bak
Dağılmış pazar yerlerine benziyor şimdi istasyonlar
Ve dağılmış pazar yerlerine memleket
Gelmiyor içimden hüzünlenmek bile
Gelse de
Öyle sürekli değil
Bir caz müziği gibi gelip geçiyor hüzün
O kadar çabuk
O kadar kısa
işte o kadar.''
''İç alemine dalarak ulaştığı düşünceleri özgür, bağımsız bir biçimde imge dünyasına uygulamak, bunun yanı sıra hayatın hem en sık yinelenen hem de en rastlantısal olarak karşımıza çıkan bütün olaylarının en üstün, en genel anlamını eksiksiz kavramak... Bilimle şiirin birbiriyle kaynaşıp bütünleştiği ve henüz kimselerin başaramadığı ideal sanat yapıtı böyle gerçekleşir işte.''
''Bize göre eleştiride en iyi yöntem, konunun, okuyucunun kendi sonucunu çıkarabileceği bir biçimde ortaya serilmesidir. Bize düşen, verileri gruplandırmak, yapıtın taşıdığı genel düşünce üzerine görüşlerimizi ortaya koymak, bu düşüncenin yaşadığımız gerçeklikle ilişkisini göstermek, bu konudaki kendi düşüncemizi belirtmek(...) ama bütün bunları yaparken okura, eleştirmenle yazar arasında herhangi bir noktada kendi düşüncesini üretebileceği bir serbestliği sağlamak, muhakkak sağlamaktır.''