Kar ve İnci romanım, Hallac-ı Mansur’dan bir epigrafla başlıyor: “Cehennem, acı çektiğimiz yer değildir. Cehennem, acı çektiğimizi hiç kimsenin bilmediği yerdir.”
“Ruhunu satmak dünyanın en kolay şeyidir. Bunu herkes her saat yapıyor. Ben senden ruhunu korumanı istesem ... bunun neden daha zor olduğunu anlayabilir misin?”
Riske girmediğin için, içindeki canlı varlığı duyumsama yeteneğin olmadığı için, çocuğundaki sevgiyi daha doğmadan öldürdüğün için, boğduğun için; hiçbir özgür, canlı ifadeye, hiçbir özgür doğal harekete tahammül edemediğin için, bütün bunları yaptın ve evini kum üstüne kurdun. Derinden korkup soruyorsun: “Mr. Jones ya da Herr Meier ne der?”
Squealer, pazar sabahları, ayağıyla tuttuğu uzun bir kağıt parçasından birtakım rakamlar okuyarak, çeşitli gıda malzemelerinin üretiminin yüzde iki yüz, yüzde üç yüz, yüzde beş yüz arttığını açıklıyordu. Hayvanlar, Ayaklanma’dan önceki koşulları artık doğru dürüst anımsamadıklarından, ona inanmamak için bir neden göremiyorlardı. Ama gene de, öyle günler oluyordu ki, daha az rakam dinleyip daha çok yemek yiyeceğimiz günleri ne zaman göreceğiz, diye düşünmeden edemiyorlardı.