"Ah, sizi aklı başında insanlar! " diye gülerek haykırdım. "Tutku! Sarhoşluk! Delilik! İşinize nasıl geliyorsa öyle dersiniz. Siz ahlak vaazı verenler öyle rahat, öyle vurdumduymazsınız ki, sarhoşu azarlar, deliden tiksinirsiniz; onların yanında papaz gibi geçinip gider; sizi de onlardan biri gibi yaratmadığı için yobaz gibi Tanrı'ya şükredersiniz. Ben birçok kez sarhoş oldum, deliliğe hiç de uzak olmayan tutkulara kapıldım. İkisinden de pişmanlık duymuyorum: çünkü büyük, imkansız görünen şeyleri başaran bütün o olağanüstü insanlara neden sarhoş, deli dendiğini bu sayede öğrendim. Günlük hayatımızda da, kendi isteğince soylu, beklenmeyen bir işi gerçekleştiren insanın arkasından sarhoş, deli diye çağrıldığını duymak çekilmez şey! Utanın ey ayıklar! Utanın bilgeler! "
"Siz insanlar, " diye haykırdım, "bir şeyden bahsederken 'bu delice, bu akıllıca, bu iyi, bu kötü!' diye konuşmak zorundasınız, bütün bunlar ne anlama geliyor ki? Bir olayın iç yüzünü araştırdınız mı? O olayın neden gerçekleştiği, neden gerçekleşmek zorunda olduğunu, sebeblerini kesinlikle ortaya çıkarabiliyor musunuz? Bunu yapsaydınız, yargılarınızda bu kadar aceleci olmazdınız. "