"Başlangıçta dinî görünümde olan Vehhabilik sonraları siyasî karekter de kazandı. Muhammed b. Abdülvehhab, Muhammed b. Suud ile anlaştığı andan itibaren tamamen dinî oluşunu kaybeden bu akım, önce komşu boyları egemenlik altına almada, daha sonra Osmanlı İmparatorluğuna başkaldırmada bir heyecan kaynağı oldu. Tanrı adına yapılan cihadlarla Kerbelâ yağmalandı, Mekke, Medine, Taif gibi kutsal şehirler alındı. Padişahın adı hutbelerden çıkartıldı, Mekke ve Medine'nin hizmetkârı sıfatı ortadan kaldırıldı, hac yolları kapatıldı. Vehhabî hareketi, maddi ve manevi yönden Osmanlı imparatorluğu için bir felâket oldu. Şam ve Bağdad valileri hareket karşısında güçsüz kaldılar. Nihayet bu akım bir devlet oldu. En geniş ve en güçlü durumu 1807-1811 yıllan arasına rastlar. Bu hızlı güçleniş Vehhâbî doktrininin sağlamlığından, güçlülüğünden çok, bedevilerin fakir, yağmacı yapılarına uygun ortam bulunuşu, Araplık şuurunun uyanışı ve nihayet Osmanlı İmparatorluğunun güçsüz devresine rastlamasındandı. Mehmed Ali Paşa (1770- 1848)'nın görevlendirilmesiyle faaliyetlerinin sınırlandırılması sağlanan Vehhabîler, XX. yüzyılda diğer etnik guruplar gibi batılı Emperyalist devletlerin yardımı ve teşvikiyle Osmanlı İmparatorluğundan -Suud ailesine bağlı bir Arap Krallığı olarak- ayrıldılar.