Bugünkü durumu güçleştiren başlıca etken, Padişah'ın kişisel yönetimidir. Osmanlı prensleri arasında ender bir istisna olan Sultan Hamid'in aklî yetenekleri, enerjisi ve vatanperverliği kuşku götürmediği halde kendisi aşırı vehmi yüzünden en iyi niyetli çabalara bile karşı çıkmaktadır. Dışarıya karşı tebası tarafından sevilen bir hükümdar imajı yaratmaktadır. Yoksullara karşı son derece cömert ve hayırsever davrandığı halde, kendi lüks ve konforuna çok cüz'î bir meblağ ayırmaktadır. Fakat, daha dikkatli incelendiğinde Padişah'ın seleflerinden daha mutlakiyetçi olduğu için yüksek sınıfların büyük bir çoğunluğu tarafından nefret edildiği görülür.
“Ermenilerin zulme uğradıkları konusuna gelince, bu söylentinin kesinlikle aslı yoktur. Dürüst ve açık sözlü herkes bu raporların düşmanca iftiralardan başka bir şey olmadığını görecektir. Çok eski zamanlardan beri uyruklarının her sınıfına iyi davranan; din, ırk ayırımı yapmaksızın tüm yoksulları koruyan, Hıristiyan baskı ve işkencesine uğramış Musevileri barındıran bir hükümet, bir-iki Ermeni ailesi herhangi bir nedenle komşu bir ülkeye göç etti diye despotluk ve zulüm yapmakla suçlandırılamaz. Nasıl oluyor da, Türkiye'ye iftira edenler, binbir zulümle evlerinden yurtlarından edilen, sığınmak amacıyla ülkemize akın eden Müslüman göçmenleri görmüyorlar? İşte, Majesteleri zatıâlinizin Türk dostluğunum nun delillerini de içine alacak şekilde bu adaletsizliklere Avrupa'nın dikkatini çekmenizi rica eder.”