Eğer ben kendimi iyi ve olgun görseydim, bunu bağıra bağıra söylerdim. Kendini olduğundan az göstermek, tevazu değil, budalalıktır; kendine değerinden az paha biçmek korkaklıktır, pısırıklıktır.
Pansumanlar başladı.
Kapının önünden, hastabakıcı kadının kucağında, yedi sekiz yaşlarında bir çocuk geçirdiler.
Koridor tenhalaştı, sesler kesildi, koğuşun bütün ruhu sindi ve bütün zekâsı bir tek ıstırabın üstüne eğiliyor.
Keskin bir çığlık, koridorun havasında büyük bir uçurum açarak ta diplere kadar gitti. Sonra ses kesildi. Mırıltılar, hafif bir çığlıkla karışan uzun bir inilti.
Gerildim ve yatağın içinde sivrildim. Bir avucumla şilteyi sıkıyorum.
Kolu sarılı bir çocuk daha geçiyor. Ses yok. Bekliyorum. Korkudan elimi yüreğime bastım.
Kapımda bir adam.
Bana:
- Hazırlan! dedi, bundan sonra sıra sende.
Ne sırası? Bilmiyorum. Ameliyat mı? Pansuman mı? Ne yapacaklar?
Bir çığlık daha koptu ve kulağımın deliğinden giren bir yıldırım gibi, vücudumu korkuyla yakarak dağıttı. Birdenbire gevşeyerek çöküvermiştim.
Bizler birer küçük noktasıyız evrenin. Nasıl ki noktalar bir cümleyi bitirmek ve yenisini başlatmak için varlar, Bizde bir şeyleri bitirmek için ve yenilerini başlatmak için varız bu dünyada. Her birimiz birer noktayız bu dünyada. Geldik, başladık ve bitiriyoruz işte...