"Geceleri, yatağımdayken görüler gelir üzerime. Rüya gibi başlar, titremeler içinde uyanmama sebep olan kucaklamaların izini sürerler. Uyanık yatarım, yine de gelmeye devam ederler; bir ensede yanıp sönen kıvılcım, bir kalça kemiğinin aşağıya kıvrılan eğimi. Bana dokunmak için uzanan pürüzsüz, güçlü eller. O elleri tanıyorum. Yine de burada, gözkapaklarımın karanlığı ardında bile umut ettiğim şeyi adlandıramıyorum. Gündüzleri huzursuz oluyor, yerimde duramıyorum. Ne var ki yaptığım yürüyüşler, söylediğim şarkılar, tutturduğum koşular bu görüleri uzakta tutamıyor. Gelmeye devam ediyorlar, duracak gibi de değiller."
Gülmesinler, öyle gülmesinler!
Çünkü onlar başka türlü gülüyor. Biz başka türlü. Babam su içiyor gibi gülüyor mesela, Annem içinden kuşlar çıkıyor gibi gülüyor. Anneannem bir tepsi börek gibi gülüyor. Samim Abi atlar koşuyor gibi gülüyor, Ayla Abla, Heidi gibi gülüyor, Heidi'nin dağdan aşağıya koştuğu zamanki gibi. Ama Jale'anım Teyze sanki sıra dayağı olurken öğretmen bir tek ona vurmamış gibi gülüyor...