Kitabı incelemeye başlamadan evvel düşüncelerimi ifade etmek isterim. Açlık kitabı içeriğini bir karakterin yaşadığı düşünsel sirkülasyonlar çerçevesinde şekillendirmiş, olay etrafında dönmeyen ve bence okuması kolay olmayan bir eser. Okurken kendime sorduğum sorular çok fazla oldu ve o sorulara cevap bulamadım sadece ağırlığı altında ezildim diyebilirim. Herkesin okuyup kendini sorgulaması gereken ve herkesin okumaması gereken bir kitap. Neden peki? Psikolojik sağlamlık istiyor, kişi kendini hazır hissettiğinde okumalı çünkü iyi olmadığın bir dönemde okumak kişide hasarlar bırakabilir naçizane. Ben kendimce doğru zamanda okuduğumu düşünmüyorum. Aslında yarım bırakmayı düşündüm ama o yaşadıkları nereye varacak açıkçası meraktan kendimi alamadım.
Okurken ilk sayfalarda çok zorlanmadım ama ilerledikçe karakterin ben olmaya başladığını hissettim. Bu da beni içine çekti diyebilirim. Sanki kendimi bana anlatan bir anlatıcı var karşımda. Karakterle beraber boğuldum, korktum, göğsüm sıkıştı, sinirlerim bozuldu ve beni kitap rahatsız etti. Sanırım yazarın amacı da buydu. Rahatsız olma nedenimse karakterin düşünsel çözülüşleri ile okur arasında bir aralık bırakmaması oldu. Sorulsa kitabı anlatamam ama hisleri beni öyle bir içine çekti ki psikolojimi yoğun düzeyde etkiledi. Okurken yazarda Dostoyevski havası sezdim. Dostoyevski'nin eserlerinde olduğu gibi ikilemler yaşayan (Tanrı'ya inancı ile olan ikilemi), varoluşsal sancılar çeken bir karakterdi. Sonra biraz araştırınca yazar "Norveç'in Dostoyevski'si" olarak geçiyormuş bunu öğrenmiş oldum.
Ana karakter geçmişi olmayan, ismini dahi bilmediğimiz birisi. Hayatta kalmak için gazetelere yazı yazan ama çoğunlukla buralardan da olumlu dönüt almayan, eli boş dönüp yoksulluğun pençesinde boğulan birisi. Yazı yazmadığı zamanlarda
AçlıkKnut Hamsun · Can Yayınları · 202335,7bin okunma