film ve fotoğrafçılık gibi yeni sanat biçimlerinin ortaya çıkması ve sanat galerilerinin bir yığın tuğla ya da bir küme karton koli benzeri şeyleri sergiliyor olduğu gerçeği, bizi sanat dediğimiz şeyin sınırları üzerine düşünmeye zorlar.
korkunç bir acının bütünüyle fiziksel yönleri -sinir hücrelerinin hareketleri vs- ile bu acının fiili ıstırabı arasındaki farkı düşünün: fiziksel betimleme, acı deneyiminin gerçekten ne olduğunu kavramakta bütünüyle başarısızdır.
bilimin sınanamayan varsayımlardan sakınmasının nedeni, bu varsayımların bilimin ilerleyişine ket vurmasıdır: onları çürütmek imkan dahilinde değilse, bu durumda onların yerine daha iyi kuramlar getirmenin hiçbir yolu yoktur. böyle bir durumda, bilimin ilerleyişinin ayırt edici özelliği olan kestirim ve çürütme süreci engellenmiş olur.
bazı yanlışlamacılar, psikanalistlerin ortaya attıkları iddiaların pek çoğunun mantıksal olarak yanlışlanabilir olmadığını ve dolayısıyla psikanalizin bilimsel olmadığını düşünür.
buna göre bir psikanalist belli bir hastanın rüyasının aslında çözüme kavuşturulmamış cinsel çatışmalarının dışavurumu olduğunu söylüyorsa, onun bu iddiasından yanlışlanabilecek hiçbir gözlem yoktur. devamında hasta bu tür cinsel çatışmalarının olmadığını söylese dahi, psikanalist hastanın bir şeyleri bastırdığını ifade ederek iddiasını sürdürecektir.
hasta psikanalistin doğru olduğunu kabul ederse, o zaman bu durumda da iddianın doğruluğunun onaylanmasından bahsetmiş oluruz.