İnsan tatmadığı bir duygunun varlığını bilmez haliyle yokluğunu da hissetmez ya hani üniversite son sınıfa kadar hakiki anlamda muhabbetin ne olduğunu hiç bilmiyormuşum sanırım...arkadaş ortamlarımızda günlük rutin sohbetlerimizin yanısıra Allah kelamı da konuşulmasına rağmen ruhuma hiç tesir etmez içimdeki boşluğu gidermezdi. Rabbim son sınıfta tanıştığım bir kaç arkadaş vesilesiyle O’na ulaştıracak ,mahiyetini idrak ettirtecek ortamlar nasip etti. Her güzel nimet bir gün sonlanıyor tabii...mesleğe başladıktan sonra bir daha o muhabbet ruhunu hiç bir yerde bulmadım.
Şuan neredeyse hepimizin hasretini çektiği sahiciliği, içten kopan bir çift kelamı arar olduğumuz aşikar...
İşte Kemal Sayar’la Sadettin Ökten’in radyo programlarındaki muhabbetlerinin yazıya dökülmüş hali olan ilk kitap “dünyaya geldim gitmeye” ile ikincisi olan “Aşk ile anı seyretmek “ o zamanların tadını hissettirdi bana. Dertlerimi, insanlığın dertlerini problemlerini konuşmaları, çözüm yolları göstermeleri ve cümlelerinin sonlarının bir şekilde Hakk ‘la buluşuyor olması daha çok çekti sohbetlerine beni. Sanki bende o muhabbetin bir parçasıyım da sessizce bir köşede dinliyormuşum gibi...
Bilimsel konulardan tutun da edebiyata, tarihe, şiire ,psikolojiye , aile ilişkilerine kadar her türlü alanda bir sohbet ahengi içinde buluyor insan kendini.
İlk kitap “dünyaya geldim gitmeye” daha çok etkilemişti beni “aşk ile anı seyretmek” kitabına nazaran. Belki de ben kitabın hakkını veremedim. Yine de beni biraz olsun içinde bulunduğum ruh halinden uzaklaştırdığı doğrudur. Keyifli okumalar dilerim...