Adı:
Uysal Kız
Baskı tarihi:
Kasım 2014
Sayfa sayısı:
100
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059918190
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Mütena Yayınları
Baskılar:
Uysal Kız
Uysal Kız
Uysal Kız
Uysal Kız
Körsün, sağırsın, bir ölüsün sen artık, çığlıklarımı işitmiyorsun! Sana nasıl bir cennet bağışlayacağımı anlayamadın. Cennet benim içimdeydi, onu senin önüne serecektim. Madem beni sevemeyecekmişsin, sevmesen de olurdu, bundan ne çıkardı ki? Her şey gönlünce, istediğin gibi kalırdı. Bana aklından geçenleri bir dostun olarak anlatırdın; gülerdik, sevinirdik,birbirimize neşeyle bakardık... Böylece sonuna dek yaşayıp giderdik. Başkasını sevsen bile sesimi çıkarmazdım. Onunla gezip tozardınız, ben de sokağın öbür ucundan sizi seyrederdim.Ah, her şeye razıyım, gözlerini bir kerecik açsan yeter! Bir an için, yalnızca bir an için!
(Tanıtım Bülteninden)
Dostoyevski'den hayatın içinden alınmış ve olayların tüm gerçekliğiyle bize yansıtıldığı, uzun öykü tarzında yazılmış harika bir kitap.

Yanlış bir evlilik. Kadın açısından mecburiyetten hasıl olmuş kötünün iyisi seçeneği, erkek açısından daha avantajlı görünümde ama aradaki uyumsuzluk ve kendini ifade de eksiklik ve maalesef dramatik son.

Yazarın, insan iç dünyasını anlatan müthiş kitaplarından biri.
Ben beğenerek okudum. Okunmasını da tavsiye ederim.
"Bu adam normal değil" diyerek bir Dostoyevski eserini daha bitirdim. Kendisi eserin başında "her şeyi derinlemesine anlayan biriyim" dese de bu anlatım şekli, psikolojik tahliller iyi anlayan bir insanın yazdıklarından öte biraz delice, biraz manyakça bir ruh hali gerektiriyor. Bu da Dostoyevski'de fazlasıyla var sanırım. Olağanüstü bir derinlemesine düşünme yeteneği var. İnsan zihni, duyguları, hisleri üzerinde değinmediği nokta yok neredeyse.

Eser bir intihar olayıyla başlıyor. Bu kitaptan önce "Sisifos Söyleni" kitabını okumuştum. O da intiharla başlıyordu. Ve Albert Camus o kitapta Dostoyevski'nin yarattığı karakterler üzerinden uyumsuz felsefesini açıklıyordu. Benim açımdan kıymetli bir rastlantı oldu bu.

Sabahattin Ali'nin tabiriyle "evlenme hastalığı, izdivaç mikrobu"na yakalanmış iki kişinin, birbirlerine pek de uygun olmamalarına rağmen evlenmesinin ve bu evliliğin kadının intiharıyla sonuçlanmasının anlatıldığı bir eser. İntihar eden kadının ceseti ve kocası bir odanın içerisindeler ve adam bulundukları o anki duruma nasıl geldiklerini, nasıl başladıklarını, nelerin yaşandığını kendi kendine konuşarak anlatıyor. Hikaye böyle başlayıp, böyle bitiyor. Bu söylediklerim hikayenin içerik açısından tadını kaçıracak bilgiler olarak görülmesin. Zaten Dostoyevski esere önsöz niteliğinde yazmış olduğu kısa yazıda bunlardan fazlasını anlatıyor. Ve odada kendi kendine konuşan adamın psikolojisine dikkat çekiyor. Eserin mühim olan kısmı da orası esasen.

Okuduğum eserin çevirisi Mehmet Özgül tarafından yapılmış. Rus Edebiyatı eserlerini okurken Mehmet Özgül çevirilerini bulup okumaya dikkat ediyorum. Benim için önemli bir konu bu.

İyi okumalar...
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (15.990 Oy)19.922 beğeni45.626 okunma3.581 alıntı192.851 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.940 Oy)9.210 beğeni30.244 okunma926 alıntı146.680 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (9.741 Oy)9.706 beğeni27.249 okunma2.010 alıntı126.181 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (11.134 Oy)13.966 beğeni36.180 okunma3.799 alıntı153.788 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (7.918 Oy)9.457 beğeni26.622 okunma1.815 alıntı136.089 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (5.914 Oy)6.027 beğeni20.633 okunma924 alıntı107.323 gösterim
  • İnsan Neyle Yaşar
    8.4/10 (4.471 Oy)4.390 beğeni16.666 okunma1.593 alıntı81.338 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (8.252 Oy)9.250 beğeni27.608 okunma2.937 alıntı121.731 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (7.785 Oy)8.398 beğeni24.027 okunma957 alıntı95.846 gösterim
  • Yabancı
    8.3/10 (4.623 Oy)4.108 beğeni13.661 okunma1.539 alıntı56.487 gösterim
Birbirlerini seven ama bunu bir türlü göstermeyi başaramayan iki karakter.Kendinizi ister istemez karakterlerin yerine koyuyorsunuz zaman zaman.Derinlere inip soluksuz kaldığınız zamanlar da oluyor.Karısının intiharı üzerine bir vicdan söz konusu...
Dostoyevki okunmazmi diye başladığım kısacık bir roman.yine dostoyesvskinin harika anlatımıyla bütünleşmiş içsel dünyamızı yansıtan bir eser
Kitabın adıyla tamamen çelişen bir karakterimiz var. Psikolojik açıdan her türlü tutarsızlık mevcut. Genç bir kadın ve adamın evliliği ve bu evlilikteki yaşanan her tarz konuya şahitlik ettim. Kaliteli ellerden çıktığı zaten ilk sayfalarda anlaşılıyor. Daha çok psikolojik olarak ele alınmış bir roman. Diğer kitaplarında aldığım zevki alamasam da, yazarın adı kitabı okuttu.
Dostoyevski’nin ilk eserlerinden olan Beyaz Geceler’de hayalperest bir adamın dört günlük aşkı anlatılır. Şehir Petersburg’dur, zaman anlatımı, o uzun, bunaltıcı, sonu gelmez fakat ışıklı olan beyaz geceler yalnız ve yalnız Petersburg’a hastır. Beyaz Geceler çarpıcı bir (modern) aşk öyküsü sayılabilir. Üçlü bir aşk öyküsünün tahlilini yaparken, yalnızlık ve aşk arzusunu, tanışmak, kim olursa olsun, biriyle tanışmak arzusunu böylesine güçlü biçimde duyuran çok az metin var gibi geliyor bana. Genç adam(hayalperest) kasvetli, beyaz gecelerinden birinde, tesadüfen kendisi gibi yalnız olan Nastenka ile tanışır. Genç kızla beraber tüm hayallerini ve anılarını paylaştıkları dört beyaz geceyi St. Petersburg’un sokaklarında geçirir. Bu ânlar romantik unsurlar barındırır ve coşkulu bir ruh halini yansıtır. Hikâye trajik bir şekilde sonlanır. Dostoyevski hikâyeleride, romanlarını okumak kadar eğlenceli. Tahliller ve tasvirler daha kısa ama olsun. ••• UYSAL KIZ için, Dostoyevski şöyle başlıyor yazmaya: “Bu sefer ‘Günlüğümü’ her zaman olduğu gibi değil de, uzun bir hikâye şeklinde yazdım. Bu yüzden okurlarımın affına sığınıyorum. Ancak hikâyeyi bitirebilmek için neredeyse bir aya yakın bir süre uğraştım durdum.okurlarımın beni hoş görmelerini istemem bu yüzdendir. Yazdığım hikâyeye gelince…”Fantastik Bir Hikâye” ismini verdim, oysa konusunu tamamen gerçek bir olaydan alıyor.Böyle olmakla birlikte hikâyenin yazılış biçiminden dolayı, fantastik bir yanıda yok değil. Okuruma bunu en başta açıklamayı uygun buldum. Aslında kaleme aldığım bu hikâye, tam olarak hikâye sayılamayacağı gibi, bir günlük yazsısıda değildir. karısı birkaç saat evvel pencereden atlayarak intihat eden ve cansız bedeni masanın üzerinde uzanan evli bir adam düşünün. şaşkınlık içinde olan adamın düşünceleri darmadağınıktır. Evinde bir odadan ötekine koşturarak olup biteni anlamaya, kafasını toparlamaya çalışmaktadır.üstüne üstlük adamcağız kendi kendine konuşan,',flah edilemez bir ruh hastasıdır. İşte şimdi de durmadan mırıldanarak, böyle bir şeyin nasıl gerçek olabileceğini açıklığa kavuşturmaya çalışmaktadır… Kafasındaki düşünce zinciri tutarlı gibi görünmekle birlikte, gerek mantık, gerekse duygu yönünden çelişkilerle doludur. Bir yandan kendinin haklı olduğunu düşünüp karısını suçlarken, bir yandan da konuyla ilgisi olmayan açıklamalara, ayrıntılara girer. öte yandan, düşünce ve duygularında çelişkiler olsada derin bir içtenlik vardır. Nihayetinde, durumu yavaş yavaş açıklamaya, düşüncelerini bir noktada toplamaya başlar. Anılar zihninde canlandıkça, gitgide gerçeğe yaklaşır. Bu hem mantığının, hem de kalbinin karşı konulmaz biçimde yücelmesini sağlar. Başlangıçta bir hayli karışık olan hikâyenin sona geldikçe netleşmesi bu yüzdendir. zavallı adamın yaşadığı acı olayın boyutlarının gitgide belirginleştiğini görürüz; en azından kendi açısından. İşte yazdığım hikâyenin özeti bu. Doğaldır ki hikâyenin anlatımı başlangıçta çelişkili duraksamalarla, birbirini tutmayan bölümlerle bir süre uzar gider; adamcağız bir yerde kendi kendisiyle konşurken, başka bir yerde düşündüklerini onu dinleyen birine, bir yargıca anlatır gibidir. Zaten gerçekte de kendi kendine konuşmalar benzer bir süreci izler, öyle değil mi? Adamı gizlice dinleyen bir stenograf, onun söylediklerini aynen yazsaydı, benim size şimdi sunduğumdan daha başka, işlenmemiş, kaba saba bir hikâye ortaya çıkardı. Bununla birlikte bana öyle geliyor ki, adamın ruh halindeki değişmeler gene aynı kalırdı.İşin içine bir stenograf sokup not ettiklerini benim yeni baştan düzenlemeyi tasarlamam, demin sözünü ettiğim gibi, hikâyenin fantastik yanıdır. Söz sanatında buna benzer yöntemlere birkaç kaz başvurulmuştur. Mesela Victor Hugo’nun şaheseri olan “Bir Ölüm Mahkûmunun Son Günü”nde böyle bir yöntem seçtiğini görürüz. gerçi işin içine bir stenograf karıştırmamıştır; ama ölüm mahkûmunun son gününe, son saatine, hatta son dakikasına değin anılarını yazabileceği(buna vakit bulacağı), çok daha inanılmaz bir yöntem uygulamıştır. Böyle fantastik bir yönteme başburmasaydı, yazdığı eserlerin en gerçekcisi olan ve doğruya en çok yaklaşan bu şaheseri yazamazdı…”
....
Peki, yarın onu götürdüklerinde ne yapacağım ben? Kitabın son cümlesiyle başlamak istedim.
Bizim için değerli olan insanlara tüm kalbimizle sevgimizi verelim. Henüz vakit varken...Henüz nefes alabiliyorlerken...Teyzesinin evinde yaşamak zorunda kalan 16 yaşındaki yetim ve öksüz olan bir kızın, evlendikten sonra da kocası tarafından sırf şımartılmamak için değersizleştirilmesi ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi...
Kitap başlığını gören okur; bir kızın uysallığını, kadın zerafetini, iyilikler, duygular gibi sakin şeyler okuyacağını düşünüyor fakat hikayede ruhsal bozukluklar, içsel çatışmalar, sinirsel ve fiziksel bozukluklar ve dahası diz boyu. Ama yine de şöyle düşününce sessiz sakin de bir hikaye. Yani siz nasıl düşünürseniz, öyle. Siz en iyisi okuyun....
Sevgi dile vurulmadıktan sonra kalpte olsa kaç yazar dedirten bir kitaptı. Seviyorsan git konuş bence dediğimiz şey çok doğru eğerki adam karısına onu ne kadar sevdiğini söyleseydi ya da kadın onun sevgisine ihtiyacı olduğunu söyleseydi ya da ... Bilemiyorum.
Okuduğunuz bir hikâye veya roman sizi etkiliyorsa bilinki o işlenen Konunun gerçeklik payi çok yüksektir. Bu Kitabin insan hayatındaki en önemli 2 evresi olan Gençlik ve yetişkinlik çağına çok katkısı olabilir. Konusu seven bir erkeğin Gururu ve kendi içinde yaşadigi gel gitler şeklindeki içsel çatışmaları ve bu kahramanımızla evlenen tâbir yerindeyse Ağzı var dili yok Masum tipik bir Rus kadını ile geçen hüzün dolu bir hikâye. Dostoyevski den muazzam bir eser daha keyifle okuyacağınızı bilin..
................... ne kadar....................................................................................................
...................................düşersek ...................................................................................
...................................................o kadar iyi...................................................................
Çaresizlik çok kötü, çaresizliğe muhtaç bırakılmak ise insanlık dışı!
Çünkü çaresizlik karşısında yapılan her seçim "kötünün iyisi" dahi olsa bu onu "iyi" yapmaz. Kabul görülen "iyi'ye" alıştıramaz.

Kitabı okurken, iki düşünce arasında mekik dokuyup durdum.

Sevmek iyi mi, yoksa kötü mü?

Dostoyevski'nin beni sürüklediği ilk düşünce;
Sevmekten, ölmek  suç değil.
Sevildiği için ölmek ise sevenin suçu. Bazen ağır gelir sevilmek, sevenin taşıdığı yükün altında sevilen can verir.
Ya da
Sevmek de suç değil, sevilmekte. Seven, sevdiği için memnun.
Sevilen ise bu kadar çok sevildiğine şaşkın o yüzden yaptıklarında bir mantık aramak doğru değil. Bundan şikayet etse, korksa, üzülse, tiksinse, nefret dahi etse siz hep bardağın dolu tarafından bakın çünkü sınırlarını zorlayacak kadar çok sevmişsinizdir. Ve verdiği her tepki size karşı bir hayranlık beslediğini gösterir.
Sevin, insanı insan yapan sevgisidir. Karşılıksız bile olsa körü körüne bağlanıp yine de sevin, hep sevin. Ağlarken sevin, gülerken sevin, inanırken
Sevin, bir ömür sevin. Sevmekten zarar gelmez.

(Bu arada, sevgi de mantık yoktu öyle değil mi?)

İkinci düşünce ise;
Amannn, aşk-meşk, sevgi ne bunlar? Ben bu dünyaya bir kere geldim bir daha gelmeyeceğim. Bu su götürmez bir gerçek. Ne diye birini bu kadar çok seveyim ki hem bu kendime yaptığım bir haksızlık olmuş olmaz mı? İnsanın benliğini unutmasının ne gibi bir avuntusu olabilir. Onu anımsadığım her saati her anı başka şekilde değerlendirebilirim ve bundan dolu dolu şeyler de çıkarabilirim. Yaşayıp mutlu olmam için birini sevmeye ihtiyacım yok, bi ölümlüye bu kadar bağlanmak beni aptal yapmaz mı? Yapar tabi. Aptal değilim, olamam.
Biri tarafından  sevilmek de istemem. Aptal olmayı reddettiğim gibi, aptal biriyle muhatap olmayı da reddederim.


Ah, Dostoyevski ah;
Kafam karmakarışık. Kitaplarındaki tılsım o kadar kuvvetli ki, birbirinden tamamıyla ayrı iki düşünceye, körü körüne, ayrı ayır bağlanıyor insan. Duygudan duyguya sürüklüyor. Tam bir fikri benimsemişken, savunduğun fikri beklemediğin anda yerden yere vurabiliyor. Biz Okuyucular ise aklımızla dalge geçildiği için kızarıp bozarıyor haliyle. Kim ne derse desin İnsanüstü bir varlık.

Kitap çok güzel, hatta bittiği için üzüldüm bile diyebilirim. Okuyucuya kesinlikle bir şey katacağına inanıyorum ve tavsiye de ediyorum. Okuyacak olan arkadaşlara şimdiden keyifli okumalar diliyorum.
Bana ne şimdi sizin yasalarınızdan? Sizin alışkanlıklarınızdan, gelenek ve göreneklerinizden, din ve devletinizden bana ne? Beni sizin yargıcınız yargılasın, beni mahkemeye götürsünler, açık mahkemenizde, hiçbirinizi tanımadığımı söyleyeceğim.
Onurlu bir kız, üzerinde egemenlik kuramadığımızdan kuşkulandığımız zaman çok sevimlidir. Öyle değil mi ?
..sessizlik dilini kullandım. Ben sessizce konuşmanın ustasıyım. Hayatım boyunca susarak yaşadım diyebilirim.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Uysal Kız
Baskı tarihi:
Kasım 2014
Sayfa sayısı:
100
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059918190
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Mütena Yayınları
Baskılar:
Uysal Kız
Uysal Kız
Uysal Kız
Uysal Kız
Körsün, sağırsın, bir ölüsün sen artık, çığlıklarımı işitmiyorsun! Sana nasıl bir cennet bağışlayacağımı anlayamadın. Cennet benim içimdeydi, onu senin önüne serecektim. Madem beni sevemeyecekmişsin, sevmesen de olurdu, bundan ne çıkardı ki? Her şey gönlünce, istediğin gibi kalırdı. Bana aklından geçenleri bir dostun olarak anlatırdın; gülerdik, sevinirdik,birbirimize neşeyle bakardık... Böylece sonuna dek yaşayıp giderdik. Başkasını sevsen bile sesimi çıkarmazdım. Onunla gezip tozardınız, ben de sokağın öbür ucundan sizi seyrederdim.Ah, her şeye razıyım, gözlerini bir kerecik açsan yeter! Bir an için, yalnızca bir an için!
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 315 okur

  • Veysel Kadir Şeker
  • Ebyad
  • Aysun Yıldırım
  • Mavi Tuna
  • Bünyamin Müftüoğlu
  • Nur
  • Mehir Korkmaz
  • Beybun
  • Cesur y
  • Uğur Ergün

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%3.2
14-17 Yaş
%6.3
18-24 Yaş
%25.3
25-34 Yaş
%33.7
35-44 Yaş
%15.8
45-54 Yaş
%7.4
55-64 Yaş
%4.2
65+ Yaş
%4.2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%56.9
Erkek
%43.1

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%19.1 (22)
9
%22.6 (26)
8
%21.7 (25)
7
%15.7 (18)
6
%5.2 (6)
5
%1.7 (2)
4
%0.9 (1)
3
%0
2
%0.9 (1)
1
%0