·
Okunma
·
Beğeni
·
9195
Gösterim
Adı:
Uysal Kız
Baskı tarihi:
Kasım 2014
Sayfa sayısı:
100
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059918190
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Mütena Yayınları
Körsün, sağırsın, bir ölüsün sen artık, çığlıklarımı işitmiyorsun! Sana nasıl bir cennet bağışlayacağımı anlayamadın. Cennet benim içimdeydi, onu senin önüne serecektim. Madem beni sevemeyecekmişsin, sevmesen de olurdu, bundan ne çıkardı ki? Her şey gönlünce, istediğin gibi kalırdı. Bana aklından geçenleri bir dostun olarak anlatırdın; gülerdik, sevinirdik,birbirimize neşeyle bakardık... Böylece sonuna dek yaşayıp giderdik. Başkasını sevsen bile sesimi çıkarmazdım. Onunla gezip tozardınız, ben de sokağın öbür ucundan sizi seyrederdim.Ah, her şeye razıyım, gözlerini bir kerecik açsan yeter! Bir an için, yalnızca bir an için!
(Tanıtım Bülteninden)
80 syf.
·8/10
İnsan psikolojisinin tahlillerini ustaca gerçekleştiren Dostoyevski’den, gencecik bir kızın hüzünlü hikayesi.

Annesini ve babasını kaybetmiş, yapayalnız bir genç kıza ‘zaten muhtaç’ gözüyle bakıp, evlilik teklifi eden ve genç kızın bunu geri çeviremeyeceğini bilen bir adam. Kitabın ana konusu bu. Çok kısa süren bir evlilik. Genç kızın sonunu getiren evlilik. Ve onu aslında hiç anlayamamış, hiç anlamaya kalkışmamış olan kocası.

Hatta o kadar anlayamamış ki;

“Bilmiyorum benden nefret ediyor muydu, etmiyor muydu? Nefret ettiğini sanmıyorum. Çok tuhaf neden bütün kış bir kez olsun benden nefret ediyor mu sorusu aklıma gelmedi?” diye soruyor kendine.

Karakterin düşüncelerini okudukça, biraz daha nefret ediyorsunuz. Ve hatta insana olan güveninizi bir tık sarsıyor bu karakter. Çünkü hep genç kızı çok sevdiğini düşünüyor, ona aşık olduğunu. Ama aklından geçen düşünceler bir delininkiyle eş değer sanki.
Mesela; “Aksine benim gözümde öyle yenik düşmüş, öyle aşağılanmış, öyle ezilmiş bir haldeydi ki, her ne kadar arada bir onun aşağılanması düşüncesi müthiş hoşuma gitse de, bazen ona çok açıyordum. Eşit olmadığımız düşüncesi hoşuma gidiyordu.” Açıkçası bu oldukça hastalıklı bir düşünce biçimi. İnsanın söylediği ile düşündüğü arasında ki uçurum gerçekten çok tuhaf.

Kısaca Dostoyevski’nin kalıplaşmış tarzını bu eserinde de görmekteyiz. Bir solukta okuyabileceğiniz, kısacık bir kitap. Tavsiyedir, keyifli okumalar.
250 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Rus bahadırı savaş alanında "Sağ kalan varsa çıksın karşıma!" diye bağırmış bir zamanlar. Bahadır değilim, ama ben de haykırıyorum, ancak sesimi kimseler işitmiyor. Güneşin evrene can verdiğinu söylerler. Güneş gökyüzüne yükselsin de görün bakalım, o bir ölü değil mi? Her şey ölü, her yerde ölüler var. İnsanlar yer yüzünde yalnız, çevrelerinde ölüm sessizliği; bizim dünyamız bu işte.
100 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Dostoyevski'den hayatın içinden alınmış ve olayların tüm gerçekliğiyle bize yansıtıldığı, uzun öykü tarzında yazılmış harika bir kitap.

Yanlış bir evlilik. Kadın açısından mecburiyetten hasıl olmuş kötünün iyisi seçeneği, erkek açısından daha avantajlı görünümde ama aradaki uyumsuzluk ve kendini ifade de eksiklik ve maalesef dramatik son.

Yazarın, insan iç dünyasını anlatan müthiş kitaplarından biri.
Ben beğenerek okudum. Okunmasını da tavsiye ederim.
64 syf.
intihar eden 16 yaşında bir genç kadın. goethe’den alıntılar yapan 41 yaşında bir rehinci. ve hüznün hikayesi.

20 günde yazılmış, 2 yıllık bir hikayeyi 2 saatte anlatan 65 sayfalık bir eser. sinemada tek planda çekilmiş bir sahne gibi kitap adeta. oturup okumaya başlayıp bitirinceye kadar gözlerinizi kırpmamanız gereken bir eser aynı zamanda. sadece anlatılanları dinlemek, ruh halinden ruh haline girmek göreviniz. dostoyevski bu uzun öyküsünü, övgüyle bahsettiği hugo’nun bir idam mahkumunun son günü kitabından -fyodor’a göre başyapıt- etkilenerek yazmış. önce o kitabı okuyanlar ve özellikle sevenler bu kitaptan çok daha büyük bir zevk alacaktır.

neredeyse tamamı düşüncelerden oluşan bu eserde kahramanlar o kadar sessizler ki sadece çok zorunlu durumlarda konuşma ihtiyacı hissediyorlar. bu kısmı da beni özellikle etkiledi.

kitabın içeriği...

düşünün bir. annesi babası olmayan, parasızlıktan sahip olduğu her şeyi rehinciye bırakan ki bunun amacı da gazetede iş arama ilanı için gerekli parayı bulabilmek olan bir kız. yani hayata tutunmaya çalışan, son derece fakir, bir o kadar uysal ve hepsinden öte onurunu ve gururunu kimseye bırakmayacak kadar mağrur. diğer yanda ise elindeki avcundakine güvenen ordudan atılmış sefil bir subay şimdi bir tüccar, düşkün bir kızdan faydalanmak isteyen hatta. ezik, zavallı, acınası, iğrenç bir herifcioğlu. aslında bu adama da üzülmek, hatta samimiyetine inanmak geliyor içimden. yine de sezgilerim bu adamın sevgiyi haketmeyecek bir insan olduğu yönünde. her neyse işte kahramanımız,(ne kadar kahraman denilebilirse) düşkün durumdaki bu kıza evlenme teklifi ediyor, düşüncesinde şu var. ben onun için kaçırılmayacak bir fırsatım. tabi ki de bana hayır diyemeyecek. öyle de oluyor. çeyizi dahi olmayan bu garip kız hayata tutunmak için bu adamla evlenmeyi kabul ediyor.



sonrası yok, kız intihar ediyor. adam onu düşünüyor ve öyle bitiyor hikaye.

şimdi böyle yazarak kitabın sonunu söylemiş gibi oldum. ama dostoyevski kitabının önsözünde anlatıyor zaten kitabın nasıl biteceğini. bu kitabı garip yapan şeylerden biri de bu. tamamiyle neler olacağını bilmenize rağmen, yine de öyle olmaması gerektiğine, farklı bir şeyler olmasına ihtiyacınız olduğuna inanıyorsunuz. sonuç olarak her şey olacağını varmıyor, her şey oluyor ve biz oraya varıyoruz.
100 syf.
·9 günde·Beğendi·9/10
"Bu adam normal değil" diyerek bir Dostoyevski eserini daha bitirdim. Kendisi eserin başında "her şeyi derinlemesine anlayan biriyim" dese de bu anlatım şekli, psikolojik tahliller iyi anlayan bir insanın yazdıklarından öte biraz delice, biraz manyakça bir ruh hali gerektiriyor. Bu da Dostoyevski'de fazlasıyla var sanırım. Olağanüstü bir derinlemesine düşünme yeteneği var. İnsan zihni, duyguları, hisleri üzerinde değinmediği nokta yok neredeyse.

Eser bir intihar olayıyla başlıyor. Bu kitaptan önce "Sisifos Söyleni" kitabını okumuştum. O da intiharla başlıyordu. Ve Albert Camus o kitapta Dostoyevski'nin yarattığı karakterler üzerinden uyumsuz felsefesini açıklıyordu. Benim açımdan kıymetli bir rastlantı oldu bu.

Sabahattin Ali'nin tabiriyle "evlenme hastalığı, izdivaç mikrobu"na yakalanmış iki kişinin, birbirlerine pek de uygun olmamalarına rağmen evlenmesinin ve bu evliliğin kadının intiharıyla sonuçlanmasının anlatıldığı bir eser. İntihar eden kadının ceseti ve kocası bir odanın içerisindeler ve adam bulundukları o anki duruma nasıl geldiklerini, nasıl başladıklarını, nelerin yaşandığını kendi kendine konuşarak anlatıyor. Hikaye böyle başlayıp, böyle bitiyor. Bu söylediklerim hikayenin içerik açısından tadını kaçıracak bilgiler olarak görülmesin. Zaten Dostoyevski esere önsöz niteliğinde yazmış olduğu kısa yazıda bunlardan fazlasını anlatıyor. Ve odada kendi kendine konuşan adamın psikolojisine dikkat çekiyor. Eserin mühim olan kısmı da orası esasen.

Okuduğum eserin çevirisi Mehmet Özgül tarafından yapılmış. Rus Edebiyatı eserlerini okurken Mehmet Özgül çevirilerini bulup okumaya dikkat ediyorum. Benim için önemli bir konu bu.

İyi okumalar...
80 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Şüphesiz Rus klasikleri deyince aklımıza ilk gelen isimdir Dostoyevski. Benim de en sevdiğim yazarlardan biridir. Onu daha çok Suç ve Ceza, Budala, Kumarbaz gibi eserleriyle tanıyor olabilirsiniz ama bana kalırsa Uysal Kız'ı da en az diğerleri kadar önemli bir yer tutuyor yazın hayatında. Genelde eserlerini "günlük" şeklinde ele alan yazar, bu eseri uzun öykü şeklinde yazmış. Ayrıca yazar hikayeyi son derece gerçekçi bulsa da onu "fantastik bir öykü" olarak adlandırmış. Bunun nedeni ise hikayenin bir stenograf tarafından yazıya dökülmüş olması varsayımıymış. Yazar burda Victor Hugo'ya da atıfta bulunmuş. Bir İdam Mahkumunun Son Günü adlı eserde, Hugo da aynı tekniği kullandığı için. Dostoyevski diyor ki "Hugo bu fantastik varsayımını hayata geçirmeseydi, bütün yazdıkları arasındaki en gerçekçi, en samimi eserini ortaya çıkaramazdı." Belli ki kendisi de Hugo'dan ilham alarak böylesine gerçekçi ve güzel bir öyküyü bizlere sunmayı başarmış.
80 syf.
·8 günde·Beğendi·Puan vermedi
Evlilik ne geçmişte ne de günümüzde sadece sevilen insanla bir ömür beraber olma amacıyla kurulan bir bağ değil. Kadınların eziyet gördüğü, hor görüldüğü, sığıntı gibi yaşamak zorunda kaldığı ailelerinden kaçış yolu olarak gördüğü resmî bir “kurtuluş yolu”. Erkeklerin ise sahip olma, kendisine parasız ve süresiz bir “hizmetçi edinme yolu”. Bu düşüncelerle yapılan evliliklerde anlaşmazlıklar, birbirini yaralayan ruhlar, kavgalar, evlilik çatısını bozmadan başka arayışlara girmeler kaçınılmaz oluyor. Hele bir de arada yaş farkı çoksa tarafların hayatı birbirine zindan etmesi, birinin pes etmesi ya da bir kaçış yolu bulmasına kadar sürüyor.

Dostoyevski bu öyküsünde böyle bir evliliğin taraflarından olan kırk bir yaşındaki bir rehinci ile on altı yaşındaki bir kızın evliliğini anlatıyor. Tek taraflı anlatılmış hatta rehincinin kendini haklı çıkarma çabaları da ön planda ama okuması çok keyifli ve akıcı. Hatta okurken bana biraz Zweig’ın novellalarını hatırlattı. Can Yayınlarından çıkan bu kısa klasik için kitaplığınızda yer açın. Keyifli okumalar.


https://www.instagram.com/...igshid=1mcehazfp3rn5
80 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Uysal Kız'da anlatılanlar bir gazete haberindeki gerçek bir olaydan yola çıkmakla beraber Dostoyevski'nin kendisinin de belirttiği gibi tümüyle düşsel boyutlara da uzanıyor..
Karısının cansız bedeniyle karşı karşıya kalan ana karakterin çaresizlik, pişmanlık ve vicdan azabı içinde bütün yaşadıklarını ve karısıyla olan ilişkisini sorgulaması üzerine şekillenen bu uzun öyküyü beğenerek okudum..
103 syf.
·Beğendi·8/10
Uysal Kız", karısı kısa bir süre önce intihar etmiş adamın, vicdan muhasebesini anlatıyor. Bu hikâyeyi okurken, "insan" hakkında bildiklerinizi sorgulayacaksınız. Dostoyevski'nin sonsuzluğunda kendinizi kaybedip yeniden bulacaksınız..
Dostoyevski'nin harika kısa öykülerinden biri.
103 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Çok susadığı bir anda eline geçen su dolu bardağı bir dikişte bitirir ya insan bu kitap da benim için tıpkı öyle oldu.
Dostoyevski adına "düşsel öykü" demiş olsa da gerçek bir hikâyesi olduğunu söylüyor kitapta yaşananların. Eğer bana sen bir isim ver diyecek olsalardı sanırım "Bir Çaresizliğin Öküsü" koyardım ismini bu kitabın.
Eşi yalnızca beş dakika önce vefat etmiş bir adamın çaresizliğini düşünüp öyle başlamalı elinizdeki yürek burkacak o satırlara, keyifli okumalar. Fyodor Mihayloviç Dostoyevski Uysal Kız
103 syf.
·1 günde·Beğendi·7/10
Dostoyevski’nin Uysal Kızı, bir sonranın ya da sonrada kalanın uysallıktan ne anladığının kefaretini ödeyişi üzerine düşsel bir öyküdür. Kısa bir an, biraz öncesi ve sonrası: yani yalnızlığın şekil değiştirmiş halleri ve her defasında faturayı kendine kesen bir bilincin öyküsüdür anlatılan.
64 syf.
·1 günde
Kısa ama yine dolu dolu bir kitap Dostoyevski'den. 40 lı yaşlarda, rehine dükkanı sahibi, eski ordu mensubu bir adamın; 16 yaşlarında dükkanına gelip giden ve bu vesileyle tanıştığı kızla evliliği anlatılıyor kitapta. Adam kitabın başlarında, kendini egoist çerçevede bir güzel tanımlıyor.
(ben iyiyim, ben böyleyim, ben şöyleyim vs.) Karısına karşı üstünlük havaları falan..
Ne oluyorsa aralarında bir şeyler oluyor ve adam tam tersi bir tutum, davranış içine giriyor. Karısının ayaklarına kapanmalar, onu anlamaya çalışmalar..
("ne oluyor" sorusunun cevabı kitapta:))
Şimdi ne olacak derken kitap bitiyor.
Tavsiye ederekten;
Keyifli okumalar..
Bana ne şimdi sizin yasalarınızdan? Sizin alışkanlıklarınızdan, gelenek ve göreneklerinizden, din ve devletinizden bana ne? Beni sizin yargıcınız yargılasın, beni mahkemeye götürsünler, açık mahkemenizde, hiçbirinizi tanımadığımı söyleyeceğim.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Uysal Kız
Baskı tarihi:
Kasım 2014
Sayfa sayısı:
100
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059918190
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Mütena Yayınları
Körsün, sağırsın, bir ölüsün sen artık, çığlıklarımı işitmiyorsun! Sana nasıl bir cennet bağışlayacağımı anlayamadın. Cennet benim içimdeydi, onu senin önüne serecektim. Madem beni sevemeyecekmişsin, sevmesen de olurdu, bundan ne çıkardı ki? Her şey gönlünce, istediğin gibi kalırdı. Bana aklından geçenleri bir dostun olarak anlatırdın; gülerdik, sevinirdik,birbirimize neşeyle bakardık... Böylece sonuna dek yaşayıp giderdik. Başkasını sevsen bile sesimi çıkarmazdım. Onunla gezip tozardınız, ben de sokağın öbür ucundan sizi seyrederdim.Ah, her şeye razıyım, gözlerini bir kerecik açsan yeter! Bir an için, yalnızca bir an için!
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 1.263 okur

  • Yesim
  • hndnbyrktr
  • Serkan
  • Orochimaru
  • Mütemadi Edebiyat
  • Benjamin Fransua
  • Özgür Yüksel
  • Muhammed yılmaz
  • Elif Muslu
  • Gökhan

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%3.2
14-17 Yaş
%6.3
18-24 Yaş
%25.3
25-34 Yaş
%33.7
35-44 Yaş
%15.8
45-54 Yaş
%7.4
55-64 Yaş
%4.2
65+ Yaş
%4.2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%56.9
Erkek
%43.1

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%8.5 (35)
9
%7.2 (30)
8
%8.5 (35)
7
%5.8 (24)
6
%2.2 (9)
5
%0.5 (2)
4
%0.5 (2)
3
%0
2
%0.2 (1)
1
%0