Kadının sinirleri, kocasının acınası ücretinin ikisinin de hayatını idame ettirmesini sağlamak için devamlı çabalamaktan o kadar gerilir ki, giderek asabileşir ve yazık ki kısa zamanda umut ve planlarının kül olup uçtuğu, evliliklerinin gerçekten de başarısız olduğu sonucuna varacak olan sahibi ve efendisinin sevgi talebini artık karşılayamaz.
Düşmüş bir kadının insani duygulara sahip olmadığını düşünen kaçık zihinlerin, bu kederin, aşağılanmanın ve gözyaşlarının, her zaman bir marifetmiş gibi taşıdığımız gururun çiğnenmesinin ne demek olduğunu anlayabilmeleri mümkün değildir.
Aptallığı içinde kadın, daha sonra kendini çok saf ve lekesiz hissederken, kendi konumunun pek çok nispette sokaktaki kız kardeşinden daha acınacak halde olduğunu anlayamaz.
Ahlaken fahişeliğin esası, kadının bedenini satması değil, evlilik dışı yollarla satmasıdır. Bu yalnızca sığ bir yargı değil, paranın ön planda tutulduğu evliliklerin, tam tamına mükemmel biçimde meşru, yasalarca ve kamuoyu tarafından kutsanmış olup, başka tür birlikteliklerin ayıplanıp reddedilmesiyle kanıtlanmıştır. Sonuçta fahişe, tam tanımıyla, "cinsel ilişkilerini kar amacıyla düzenleyen kimsedir."
Kadın hiçbir yerde yaptığı işin niteliğine göre muamele görmüyor, fakat cinsiyetine göre yargılanıyor. Bu yüzden kadının, kendisine yer edinebilmek ve var olma hakkını savunmak için cinsel cazibesiyle bedel ödemek zorunda olması neredeyse kaçınılmaz. O halde kadının kendini, evlilikte veya evlilik dışı ilişkilerde, bir erkeğe ya da birden fazla erkeğe satıyor olması sadece bir mertebe sorunudur. Reformcularımız ne derlerse desinler, fahişeliğin sebebi, kadının ekonomik ve toplumsal düzlemde aşağılanmasıdır.