Aslında iyiyi seçmemiz için farkında olmamız gerekir; fakat öteki insanın sıkıntısıyla, onun dostça bakışıyla, bir kuşun ötüşüyle, çimenlerin yeşilliğiyle harekete geçme kapasitemizi kaybedersek hiçbir farkındalık bize çare olmayacaktır. Eğer insan hayata kayıtsızlaşırsa iyiyi seçebilme umudunu kaybetmiş olur. O zaman insan kalbi öylesine katılaşacaktır ki “hayatı” sona ermiş olacaktır.
İnsan eylemi, Spinoza’ya göre, nedensel olarak tutkularla ya da akılla belirlenir. Tutkularla yönetildiği zaman insan onların esiri olur; akıl tarafından yönetildiğinde ise özgürdür.
Kişinin optimum olgunluğa ulaşmasıyla birlikte de üç yönelim birleşme eğilimi gösterir.  Nekrofilinin karşıtı biyofilidir; narsisizmin karşıtı sevgidir; ensest ortak yaşamanın karşıtı bağımsızlık ve özgürlüktür. Bu üç tutumun oluşturduğu sendroma “gelişme sendromu” diyorum.
Gene insan az çok belirgin biçimde kayıp cennetin bulunamayacağını, belirsizlik ve risklerle yaşamaya mahkum olduğunu, kendi çabalarına güvenmek zorunda olduğunu, ancak güçlerini tam olarak geliştirmesinin ona bir nebze dayanıklılık ve korkusuzluk sağlayabileceğini de bilir. Böylece dünyaya geldiği andan itibaren iki eğilim arasında kalır: biri ışığa ulaşmak, diğeri ana rahmine dönmek; biri macera, diğeri kesinlik; biri bağımsızlık riski, diğeri korunma ve bağımlılık.
Erdemlerin anası özgürlüktür ve doğaları gereği köleyseler ve özgürlük havasını solumalarına izin verilmezse, kadınların doğanın güzel hataları olarak yok olmaya yazgılı oldukları kabul edilmelidir.