Ama ya yanlış noktaları birleştirip yanlış bir resim oluşturuyorsa ne olacaktı? Ya onun noktalar dediği şeyler rastgele izole edilmiş olaylarsa? Böyle zamanda, dünya üzerinde belirli bir enlemde herkesin gökyüzünde aynı yıldızları gördüğünü düşünür, rahatsız olurdu. Ama iki kültür hiçbir zaman aynı takımyıldızı görmezdi. O bu fenomeni tekrar tekrar görmüştü. Gördüğümüz örnekler, inanmak istediğimiz hikayeler tarafından oluşturulurdu.
Bir Lahzam
Aynadaki aksim, gölgem, bir de ben.
Var mıdır, yok mudur onlar sahiden?
Aşina değiller çektiklerime;
İçlerinden biri gelse yerime.
Ben bir gölge olsam, yahut bir hayal,
Onlar gibi hissiz, onlar gibi lal.
Olsa bütün ömre bedel bir lahzam;
Var görünsem, onlar gibi yok olsam!
Cahit Sıtkı Tarancı
Peki ama siz nasıl insanlık için sadece olumlu ve normal olanın, kısacası refahın, huzurun faydalı olduğunu kendinizden emin bir tavırla ve şüphe etmeden dile getirebiliyorsunuz? Mantığınızın bir an olsun yanılabileceğini hesaba kattınız mı? Belki de insanoğlu, refahı sandığımız kadar sevmiyordur, kederden de bir o kadar hoşlanıyordur belki.
İyiliğin ve “yüce ve güzel” olan her şeyin farkına vardıkça kendi bataklığıma biraz daha batıyor ve içine tamamen gömülmeye kendimi daha hazır hissediyorum.
Hayal Oyunu
Ellerindi ellerimden tutan
Ellerindi ellerimden tutan...
Bıraktığı anda ellerimiz ellerimizi
Gökyüzüne vuracaktı gölgeleri ellerimizin
Kimbilir kaç martılar halinde...
Bir masada karşı karşıya
Seyrederken dudaklarını senin,
Dile gelmiş ilk Türkçeydik...
Henüz başlamış külrengi bahar,
Ne savaş, ne barıştık biz...
Bu dünyaya yeni gelmiş bir diyar
Manolyaya gece konmuş kumrular...
Can Yücel