Eyd

Evrensel oyunun kurbanıyız
Vaaz verme çılgınlığı içimizde öylesine yer etmiştir ki, korunma içgüdüsünün bilmediği derinliklerden doğar. Her insan, kendinin bir şey önereceği anı bekler: Ne önerdiği önemli değildir. Bir sesi vardır ya, o yeter. Ne sağır ne dilsiz olmanın bedelini pahalıya öderiz... Çöpçüsünden züppesine kadar herkes, cinai cömertliğinin kese­sinden harcar; hepsi, mutluluk reçeteleri dağıtır; hepsi, herkesin adım­larına yön vermek ister: Ortaklaşa hayat, bundan ötürü tahammül edil­mez bir hale gelir; insanın kendi hayatı daha da çekilmez olur: Başka­larının işlerine hiç karışmadığı zaman kişi kendi işleri için o kadar­ endişe duyar ki , kendi "benliği"yaparak "benliği"ni yok sayar: Evrensel oyunun kurbanıyızdır...
Reklam
Birisinin idealden, gelecekten, felsefeden içten bir şekilde söz etti­ğini, emin bir ses tonuyla "biz" dediğini, "diğerleri"ni andığını duy­mam; kendini onların tercümanı olarak gördüğüne şahit olmam onu kendime düşman görmem için yeterlidir. Onda bir tiran müsveddesi, aşağı yukarı bir cellat görürüm; tiranlar kadar, büyük cellatlar kadar nefrete müstahaktır.
Bir doğruyu, kendi doğrusunu elinde bulunduran kişinin yanında şeytan bile epey soluk kalır.
Aslında her fikir yansızdır, ya da öyle olmalıdır; ama insan onu can­landınr, alevlerini ve cinnetlerini yansıtır ona; saflığını yitirmiş, inanca dönüştürülmüş fikir, zaman içindeki yerini alır, bir olay çehresine bürünür; Mantıktan sara hastalığına geçiş tamamlanmış olur... İdeolo­jiler, doktrinler ve kanlı şakalar böyle doğar. İçgüdüsel olarak putlara taptığımızdan, düşlerimizin ve çıkarlarımızın nesnelerini kayıtsız şartsız şeyler haline getiririz. Tarih, bir Sahte Mutlaklar Geçidi'nden, bahaneler adına dikilmiş bir tapınaklar dizisinden, zihnin Gayri Muhtemel önünde küçülmesinden ibarettir. Dinden uzaklaştığında bile insan dine tabi kalır; bütün çabasıyla tanrı benzerleri yaratır, sonra da benimser bunlan ateşlilikle: İçindeki kur­gu ihtiyacı, mitoloji ihtiyacı, apaçık gerçeğin ve gülünçlüğün üstesin­den gelir. Bütün cinayetlerinin sorumluluğu tapma gücündedir: Bir tanrıyı yakışıksızca seven kişi, başkalarının da onu sevmeye zorlar, bu­na razı olmazlarsa onları yok etmeye de hazırdır. Hiçbir hoşgörüsüz­lük, ideolojik taviz vermezlik veya din yayıcılığı yoktur ki, şevkin hayvani temelini açığa vurmasın. Hele insan ilgisizlik melekesi'ni bir yitirsin: Potansiyel bir katil haline gelir. Hele fikrini Tanrıyadönüştür­sün: Bunun sonuçları sayılamayacak kadar çoktur. Ancak bir tanrı ya da tanrı taklitleri adına insan öldürülür: tanrıçanınulus, sınıf ya da ırk fikrinin yol açtığı aşınlıklar Engizisyon'un ya da Reform'un­ kilerle akrabadır. Kanlı marifetler konusunda coşku dönemlerinin üzerine yoktur
Hareket etmek için görür , görmek için hareket ederiz
Hangi canlıların beyni vardır sorusunu sorunca karşımıza ilginç bir ayrım çıkar: Yer değiştirebilen yani hareket edebilen ve çok hücreli olan bütün organizmaların bir "kafası" ve o kafanın içinde de beyin yahut beyne benzeyen bir organ bulunur. Tüm canlılar çeşitli şekillerde hareket ederler fakat "yer bitkilerin yapabildiği bir şey değil. Çoğu bitki -özellikle karasal bitkiler- bir yerde sabit durur ve sadece beden biçimlerini değiş­ tirecek şekilde hareket eder. Ama -biz dahil- tüm hayvanlar, bir yerden bir yere hareket edebilir, yer değiştirebilir özelliktedir. İşte bu yetenek, karmaşık bir veri işleme sisteminin varlığını yani bey­ nin varlığını mecbur kılar. BEYİN VARSA HAREKET VAR
Reklam