Eyd

geçtiğimiz beş yüz yılın en önemli olayı 16 Temmuz 1945 sabahı saat 5:29:45’te gerçekleşti. Tam olarak bu saniyede Ame­rikan bilimcileri ilk atom bombasını New Mexico eyaletinin Alamogor- do şehrinde patlattılar. Bu andan itibaren insanlık, sadece tarihin akışını değiştirebilme değil, tarihi sona erdirebilme kapasitesine de sahip oldu.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Cehaletin Keşfi
Tarihin büyük bölümünde, insanlar gezegendeki organizmaların yüzde 99,99’uyla (yani mikroorganizmalarla) ilgili hiçbir şey bilmiyor­ du, çünkü onlarla ilgili bir şey bilmemiz gerekmiyordu. Her birimizin vücudunda, önemli fonksiyonları yerine getiren milyarlarca tek hücre­ li canlı var. Bu yaratıklar hem en iyi arkadaşlarımız, hem de en azılı düş­ manlarımız. Bazıları besinlerimizi sindirip midemizi temizlerken, bazı­ ları da hastalıklara sebep olur ve salgınlar başlatır. Bununla birlikte, in­ san gözünün bir mikroorganizmayı ilk kez görmesi ancak 1674’te, Anton van Leeuwenhoek ev yapımı mikroskopuyla bir damla suya bakıp içinde minik yaratıklardan oluşan bir dünya olduğunu fark ettiğinde gerçekleş­ ti. Bunu takip eden üç yüz yıl boyunca, insanlar devasa sayıda mikrosko­ bik yaratıkla tanıştılar. Sonuçta bunların sebep olduğu en ölümcül hasta­ lıkların bazılarını yenebildik ve mikroorganizmaları tıp ve sanayinin em­ rine koşabildik. Bugün bakterileri yöneterek ilaçlar ve biyoyakıt üretip, parazitleri yok edebiliyoruz.
1000Kitap
para’nın ederi
Para iki evrensel ilke üzerine kuruludur: a. Evrensel dönüşebilme: Para bir simyacı gibi toprağı sadakate, ada­ leti sağlığa, şiddeti bilgiye çevirebilir. b. Evrensel güven: Herhangi iki insan, paranın aracılığı sayesinde herhangi bir konuda işbirliği yapabilir.
Eğer gerilimler, çatışmalar ve çözülemeyen ikilemler kültürlerin tuzu biberiyse, bu kültürlere mensup insanların da birbiriyle çelişen inançla­ rı ve birbiriyle uyumsuz değerleri mutlaka olacaktır. Bu her kültürün en temel unsurudur: bilişsel uyumsuzluk. Sıklıkla insan psikolojisinin bir hatası olarak değerlendirilen bilişsel uyumsuzluk, aslında insan için ya­ şamsal önemdedir. İnsanlar birbiriyle çelişen değer ve inançlara sahip olamasaydı muhtemelen herhangi bir insan kültürü oluşturmak ve sür­ dürmek mümkün olamazdı.
Felsefe
Tıpkı ortaçağ kültürünün Hıristiyanlıkla şövalyeliği birleştirememe- si gibi, modern dünya da özgürlük ve eşitliği bir araya getirmekte zorlan- maktadır. Bu bir hata değildir. Bu tip çelişkiler her insan kültürünün ay­ rılmaz bir parçasıdır. Hatta bunlar kültürün motorudur, türümüzün ya­ ratıcılığının ve dinamizminin en başta gelen sebebidir. Tıpkı aynı anda basılan iki müzik notasının müziği ileri götürmesi gibi, düşüncelerimiz­ deki, fikirlerimizdeki ve değerlerimizdeki uyumsuzluklar bizi araştır­ maya, eleştirmeye ve yeniden değerlendirmeye mecbur eder. Tutarlılık, durgun zihinlerin oyun alanıdır.