Eyd

HEPİMİZ KANDIRILDIK
Tarihin en kesin yasalarından biri de şudur: Lüksler zamanla ihtiyaç hâline gelir ve yeni zorunluluklar ortaya çıkarır. İnsanlar belli bir lükse alıştıklarında bir süre sonra onu kanıksarlar. Onu yaşamlarında hep bu­ lundururlar ve bir süre sonra onsuz yaşayamaz hâle gelirler. Kendi çağı­ mızdan başka bir örneği ele alalım. Son birkaç on yılda hayatı daha rahat­ latacağını varsaydığımız sayısız şey icat ettik: Çamaşır makineleri, elekt­ rikli süpürgeler, bulaşık makineleri, telefonlar, cep telefonları, bilgisa­ yarlar, e-posta vs. Eskiden bir mektup yazıp zarfa koymak, üstüne pul yapıştırıp posta kutusuna atmak insanı epey uğraştıran bir işti, mektu­ ba cevap almak günler veya haftalar, hatta aylar alabiliyordu. Günümüz­ deyse bir dakika içinde çabucak bir e-posta yazıp dünyanın öbür ucuna gönderebiliyorum ve eğer gönderdiğim kişi çevrimiçiyse anında cevap alabiliyorum. Böylece mektup yazmanın aldığı tüm zamanı ve çabayı or­ tadan kaldırmış oldum, peki bugün daha rahat bir hayat mı yaşıyorum? Maalesef cevap hayır. Klasik posta çağında insanlar yalnızca gerçek­ten söyleyecekleri önemli bir şey olduğunda mektup yazarlardı. Akılla­rına gelen ilk şeyi yazmak yerine ne söylemek istediklerini ve bunu na­sıl aktaracaklarını önceden dikkatli bir şekilde düşünürlerdi. Bunun so­ nucunda da, aynı şekilde düşünülmüş bir cevap almayı beklerlerdi. Za­ten çoğu insan ayda birkaç mektuptan fazlasını yazmıyordu ve gelen mektuplara da hemen cevap vermek gibi bir zorunluluk duyulmuyordu. Bense bir gün içinde düzinelerce e-posta alıyorum ve bunların hepsini hızlıca cevaplandırmam gerekiyor.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
TARİHİN EN BÜYÜK ALDATMACISI
Tarıma geçiş MÖ 9500-8500 yıllarında güneydoğu Türkiye, batı İran ve Levant bölgesinin tepelik arazisinde, düşük bir hızda ve sınırlı bir coğ­ rafi alanda başladı. Buğday ve keçiler yaklaşık MÖ 9000’de, bezelye ve mercimek 8000, zeytin ağaçlan MÖ 5000, atlar 4000 ve üzüm 3500 yıl- lannda evcilleştirildi. Deve ve kaju fıstığı gibi bazı hayvanlar ve bitki­ ler daha da geç evcilleştirildi, zaten MÖ 3500 civarında asıl evcilleştir­ me dalgası bitmişti. Tüm ileri teknolojimize rağmen, bugün bile kalori­ mizin yüzde 90’ından fazlasını atalarımızın MÖ 9500’le 3500 arasında evcilleştirdiği bir avuç bitkiden elde ediyoruz. . Bunlar buğday, mısır, patates , darı ve arpadır. Son iki bin yılda kayda değer herhangi bir havyan ya da bitki evcilleştirilmedi. Eğer zihinlerimiz eski avcı toplayıcı zihni di­ yorsak, mutfağımız da eski çiftçilerin mutfağıdır. Bir zamanlar, akademisyenler tarımın Ortadoğu’daki tek bir nok­ tadan başlayarak dünyanın dört bir tarafına yayıldığını düşünüyorlar­ dı. Bugün ise tarımın Ortadoğulu çiftçilerin faaliyetlerini dünyanın çe­ şitli yerlerine ihraç etmeleriyle değil, tamamen bağımsız olarak baş­ ladığında birleşiyorlar.
AYNI GEMİNİN KÖLELERİ
Yanışaibeli bir özelliğimiz var. Belki de, eğer daha çok insan birinci ve ikinci dalgadan haberdar ol­ saydı, şu an gerçekleşen ve kendilerinin de bir parçası olduğu üçüncü dalgayla ilgili bu kadar soğukkanlı olmazlardı. Ne kadar çok türü orta­ dan kaldırmış olduğumuzu bilseydik, hâlâ hayatta olanları korumak için daha istekli olurduk. Bu, özellikle de okyanusların büyük hayvanları için geçerli. Karada yaşayan muadillerinden farklı olarak deniz hayvan­ ları Bilişsel Devrim ve Tarım Devrimi’nden çok kötü etkilenmediler, an­ cak şu anda çoğu, sanayi kirliliği ve insanların okyanus kaynaklarını aşı­ rı kullanması sebebiyle tükenmenin eşiğinde. Eğer her şey şimdiki hı­ zında seyrederse balinaların, köpekbalıklarının, ton balıklarının ve yu­ nusların diprotodonlar, tembel hayvanlar ve mamutlar gibi yok olma ih­ timali yüksek. Dünyanın tüm büyük yaratıkları arasında insan selinde tek hayatta kalabilenler, yine, Nuh’un Gemisi’nde köle olarak bulunan çiftlik hayvanları ve insan olaca
Pasifik Okyanusu’nda ilk yok oluş dalgası MÖ 1500’de, Polinezyalı çiftçiler Solomon Adaları, Fiji ve Yeni Kaledonya’ya yerleştiğinde başla­ dı. Yüzlerce kuş, böcek, salyangoz ve diğer yerel hayvan türünü bilerek ya da bilmeyerek yok ettiler. Türlerin yok oluşu buradan doğuya, güne­ ye ve kuzeye, Pasifik Okyanusu’nun kalbine doğru yöneldi. Yol üzerin­ de Samoa ve Tonganın faunasını MÖ 1200’de, Marquis Adası’mnkini MS 1 yılında, Paskalya Adası, Cook Adaları ve Hawaii’ninkileri MS 500’de ve son olarak Yeni Zelanda’nmkini de 1200 yılı civarında orta­ dan kaldırdı.
Nuh’un gemisi
Afrika anakarasının 400 kilometre doğusundaki Madagaskar adası bu durumun en iyi örneklerindendir. Milyonlarca yıllık yalıtılmışlık so­ nucunda, adada kendine özgü hayvanlar evrimleşmişti. Bunların arasın­ da üç metre yükseklikte ve neredeyse bir ton ağırlığındaki filkuşu (dün­ yanın en büyük kuşuydu) ve gezegendeki en büyük primat olan dev le- murlar vardı. Bu filkuşları ve dev lemurlar, Madagaskar’ın diğer büyük hayvanlarının çoğuyla birlikte 1500 yıl önce aniden ortadan yok oldular. Tam olarak insanlar adaya ilk ayak bastığı zaman.