Eyd

İnsan yaşamının en büyük sorunu bizzat 'insan' sorunudur. Hayat ne ölçüde aydınlanır­sa aydınlansın, yeryüzünün güçlükleri ne ölçü­de kolaylaşırsa kolaylaşsın, insan ne denli dün­yaya egemen olursa olsun, sorunlar ne denli çö­zülürse çözülsün, bu ölçüde de 'insan' sorunu belirsizleşmekte ve giderek trajik boyutlara varmaktadır. Bilim aracılığı ile her gün eski­sine oranla daha çok sorunun ceYabı verilebil­mektedir.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Oysa Dostoyevski şöyle demekteydi: "Eğer bir yerde biri öldürülüyorsa, o olayda parmağı olmayan kimseler de o suça or­ taktır." Nitekim doğru söylüyor. Ancak Ebuzer'in dediğine bakın: "Evinde yiyecek bir şey olmadığı halde, kılıcını çekip de insanlara saidırmayan kimseye şaşanm!" Burada konuşan bir dindar değil, dindir aslında. Işin gerçeği Ebuzer, dinin insan şekline bürünmüş halidir, başka bir şey değil. Çeşitli ideolojilerin etkisinde kalma­ mıştır. Büyük Fransız inkılabından sonraya ait değildir, aksine Ci­ far Kabilesi'ne mensup bir kişidir. "Evinde yiyecek bir şey olmadı­ ğı halde, kılıcını çekip de insanlara saidırmayan kimseye şaşarım!" Ebuzer sadece fakirliğine sebep olana ve onu sömüren kimseye ve kesime kılıç çekmekten söz etmiyor. Aksine halka kılıç çekmekten söz ediyor. Neden? Zira böyle bir toplumda yaşayan herkes, sömü­ renlerden değilse dahi; fakirliğin olduğu bir toplumda yaşadığı ve buna müdahale etmediği için, o da fakirliğimin ve açlığımın so­ rumlusudur. Peki, ne kadar sorumludur? Bir sömürgeci ve bir düş­ man kadar... Yani fakirliği meydana getiren sömürgeciliğin suç ortağıdır.
İnsan ve Duygular
Evinde yiyecek bir şey olmadı­ ğı halde, kılıcını çekip de insanlara Saldırmayan kimselere şaşarım
Tarih boyunca başkaları gelip ekmeğini talan etsin diye açın açlığı­ nı daim kılmak için kurulan, fakirliği üreten (Eğer, fakirliğin bek­ çisi olan ve insanları uyutan bir dindi, dersek doğru demiş oluruz. Nitekim tarih boyunca icraatı hep bu olmuştur.) ve onun bekçili­ ğini yapan bir din hakkındaki yargılarımız hiç şüphesiz doğrudur. Ancak nasıl olur da Ebuzer'i yetiştiren din hakkında da aynı şeyi düşünürüz? Ebuzer, islam'ın o tertemiz, parlak ve mükemmel çeh­ resi; Peygamber'in yetiştirdiği şahsiyet, hiçbir şeyi olmayan Ebu­ zer. Ne rengi ne ırkı ne sermayesi ne okur yazarlığı ne de kültürel eğitimi . . . Hiçbir şeyin etkisinde değildi. Tercüme de değildi! Her şeyden arınmış insani bir ruh. Sahip olduğu her şey bu fabrikanın, bu kitabın ve bu öğretinin ürünüydü. Tamamıyla orijinal. lşte bu dinin inşa ettiği bu kişi şöyle der: "Evinde yiyecek bir şey olmadı­ ğı halde, kılıcını çekip de il}s.a.nlai�:Saldırmaya�.-hl���i:�an�n!" Avrupa'da bazen bu sözü söylerdim ancak kimin söylediğini belirt­ mezdim. O zaman bazıları bu sözün Proudhon'a ait olduğunu sa­ nırdı. Zira Proudhon, herkesten daha keskin ve sert konuşur. De­ dim ki Proudhon halt etmiş, bu derece sert bir sözü söylemek
Neredesiniz ey aydınlar? Nerede? Tercüme yapmakla bir düşünce hakkında hüküm verilmez ki! Avrupalı, kendi dini hakkında han­ gi aşamalardan sonra bu yargıya vardı? Üç yüzyıl mücadele etti, uğraştı, okudu ve araştırdı. Öyle ki Hıristiyanlığın Avrupa'nın ba­ şına ne belalar getirdiğini kavrayana kadar didindi. "Ne güzel işte, onlar tercüme ettiler, biz de bu çevirilere dayanarak konuşuyo­ ruz.!" Böyle aydın ol(un)maz. Tercüme edilmiş bir düşünceyle ay­ dın olunmaz. Bu olsa olsa tercüme aydını olur!
İnsan ve Toplum